1- Krizde Ekonomimiz Başarılı Sınav Verdi, "Teğet Geçecek" Lafı Doğru Çıktı
Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği Başkanı Hulusi Taşkıran, Türkiye'nin dünyada ekonomik krizi en az sıkıntıyla atlatan sayılı ülkelerin arasında yer aldığını belirterek 'Bana göre çok başarılı bir sınav verdik' diyor
2009'un son günü Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği (TSRŞB) Başkanı Hulusi Taşkıran ile geleneksel sohbetimizi yaptık. Geleneksel diyorum; çünkü her yılın sonunda, Hulusi Taşkıran ile bir araya gelir, sigorta sektörünün geçen yılını değerlendirir ve gelecek yıla ilişkin görüşleri paylaşırız.
Bu sefer de geleneği bozmadık. Ama 2009 yılının özelliğini yani, kriz yılı olmasını da göz ardı etmedik. Dolayısıyla da geçen yıllardan farklı olarak Hulusi Taşkıran'ın genel ekonomiye ilişkin görüşleriyle sohbete başladık.
Malum, 2010 yılında genel ekonomiye yönelik iki farklı görüş hâkim. Bunlardan biri, ikinci bir kriz dalgasının geleceği. İkinci görüş ise krizin puslu havasının dağılacağı ve ekonomide iyileşmenin yaşanacağı.
Hulusi Taşkıran, 2010 yılı için herkesin farklı düşündüğünü belirterek 2009 yılında çok büyük bir kriz yaşandığını ve global kelimesinin ilk defa ekonomide yerini bulduğunu söylüyor.
Avrupa krizi yaşamadı
Hulusi Taşkıran, 2010 yılında Türkiye açısından ikinci bir kriz dalgası beklemiyor. Hatta bu konuda ilginç de bir tespitte bulunuyor.
"Niye, ikinci bir kriz beklemiyorum derseniz.. Aslında ‘teğet geçti' esprisini kabul etmemiz lazım. Dünyada ekonomik krizi en az sıkıntıyla atlatan 10-15 ülkenin içindeyiz. Benim bildiğim, Brezilya ve Kanada'dan sonra en başarılı ülkelerin başında geliyoruz. Türkiye'nin bütçe açığı çok büyük değil ama dış ticaret açığı fazla. Bana göre çok başarılı bir sınav verildi."
Bu noktada Hulusi Taşkıran ilginç de bir tespitte bulunuyor. 2010 yılında krizin ikinci dalgasını yaşayacak toplumlar olarak Avrupa ülkelerini gördüğüne değiniyor.
"Avrupa bana göre daha krizi yaşamadı" diyen Taşkıran, "Fakat bizim gibi genç, dinamik bir toplumun bu krizi, biraz ihracatın artmasına bağlı olarak çabuk geçireceğini zannediyorum" şeklinde konuşuyor.
En büyük sorun işsizlik
Hulusi Taşkıran, bunların yanı sıra Türkiye'nin en büyük sorununun işsizlik olduğuna da dikkat çekiyor. Yeni istihdam yaratılması gerektiğinin altını çizen Taşkıran, sözlerini şöyle sürdürüyor:
"Ülkeye sıcak para girişinde önemli bir sorun yaşanacağını zannetmiyorum. Neden diyecek olursanız.. Taze para, gidecek yeni yerler arayacak. Türkiye'nin bu yeni yerlerin içinde olduğunu düşünüyorum. Sıcak para artık fonlara girip, tahvile girip para kazanmayacak. Reel yatırıma da girecek. Çünkü, dünyada var olan paraların yok olmadığını düşünüyorum. Ama biliyorsunuz artık insanlar, parayı koyup, bir yere vermiyor. Neredeyse parasını saklamak için para verecek üstüne. Dolayısıyla yatırım alanları da artacağı için Türkiye'nin o anlamda da biraz daha şanslı olduğuna inanıyorum."
2010 zor bir yıl olacak
Hulusi Taşkıran, Türkiye açısından ekonomide büyük bir sorun yaşanmayacağına inanıyor. Ama ardından da her şeyin, çizdiği tablo kadar pembe olmayacağını da belirtmekten geri kalmıyor ve "Muhakkak, 2010'da her şey güllük gülistanlık olmayacak" diyor.
Hulusi Taşkıran, son olarak, 2010 yılının, 2009 yılının son altı ayından çok da farklı olmayacağını söylüyor.
Evet... Hulusi Taşkıran ile genel ekonomi üzerine sohbetimiz böyle. Yazımın başında da belirttiğim gibi hem sigortacılık üzerine hem de genel ekonomi üzerine uzun bir konuşma yaptık. Taşkıran'ın, sigortacılık sektörüne yönelik tespitleri ve sektöre yönelik verdiği mesajlar ise bir hayli ilginç. Bunları da gelecek yazımda sizlerle paylaşacağım.
2- 70 Bin'lik TL'lik Protez, Sigorta Şirketi İçin 120 Bin TL!
Sigorta sahtekarlıkları ile ilgili defalarca yazı yazdım. Henüz sigortanın bir ihtiyaç olarak algılayıp poliçe satın alanlarımızın sayısı oldukça az. "Ne yaparız da sigortacıları kazıklarız" diye sigorta yaptırılıyor. Bu yalnız bizim ülkemizde değil bütün dünya da böyle. Hayat sigortası olan 7'inci kocasını da parasına konabilmek için öldüren kadının haberini aylar önce gazetelerden okumuşsunuzdur. Biz de ise henüz bu profesyonellikte değil. Bizimkiler hayat sigortası yaptırdıktan sonra, gidip amele pazarından kendisine benzer bir işçi alıp, adamı diri diri yakıp yanına nufus kağıdını atacak kadar acemi henüz. Bu olayı yazarken bile tüylerim diken diken oluyor.
Sigorta sektörü zengin gösteriyor orası kesin. Vatandaş bilmiyor ki, sigorta şirketleri topladığı primlerin neredeyse tamamını tazminat olarak sigortalısına tazminat olarak geri ödüyor. Bu geçen süreçte ise mali kar elde etmişse şirket kar etmiş oluyor. Fakat ne yazık ki düşen faizler nedeniyle, artık mali kar da edemez oldular. Bu nedenle yüzde 30'lara ulaştığı söylenen sigorta sahtekarlıkları ile uğraşmaktan başka çareleri de kalmadı. Bu arada kurunun yanında ne yazık ki yaş da yanıyor. Sigorta şirketleri kurdukları birimlerle bu tür olayları didiklemeye başladılar. Nasıl didiklemesinler ki, vatandaş sağlık sigortasına diyelim 3000 TL veriyor, yıl içerisinde ne yapsam da 4000 TL'lik bir harcama yapsam diye kafa yoruyor, hayat sigortası yaptırıyor, süre sonunda hayatta kaldığına sevineceğine "eee bana bir şey olmadı o kadar parayı boşuna mı verdik" diye üzülüyor. Her sene limitleri çerçevesinde kasko hasarlarını milimi milimine ayarlayan bir sigortalıyı AXA Sigorta Ceo'su Cemal Ererdi basın mensuplarıyla paylaştı. Yani bizim sigortalılarımızın bir kısmı "biz bu sigortacıları nasıl kazıklarız" diye ince ince düşünüyor.
Doğum beklenmeyen bir sağlık sorunu mudur ?
Sigorta bir zenginleşme aracı değildir, sigorta beklenmeyen risklere karşı kendini güvenceye alan bir mekanizma olmalıdır. Bu sistemden kazanılan haksız gelir bir başka sigortalının cebinden alındığı unutulmamalıdır. Benim anlayamadığım, sağlık sigortalarındaki doğum teminatları. Sırf doğum masraflarını karşılanması için sağlık sigortası yaptıran kadınlarımız çoğunlukta. Elde kağıt kalem 9 ay 10 gün hesaplanıyor.. Bu beklenmeyen bir olay olmuyor ki. Bence sağlık sigortalarında doğum teminatları kaldırılmalı. Onun yerine kritik hastalıklar, meme kanseri, kalp krizi veya daha büyük riskler için teminatlar genişletilmeli. Bence anne adayları doğum sırasında kendisine veya çocuğuna bir şey olma riskini göz önünde bulundurarak sigorta yaptırmalı. Veya çocuğunu doğum sonrasında bir ömür boyu sağlık sigortası yaptırmak için çaba sarf etmeli.
Dürüst sigortalıya canımız feda
Sektörden yöneticimiz bir sigorta sahtekarlığı ile ilgili bilgi iletti geçenlerde bunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Olay şöyle; Bir araç..2009'un mart ayında Ankara-Mamak'ta yaya çarparak yaralanmasına sebebiyet veriyor. Dışkapı Yıldırım Beyazıt Hastanesi Sağlık Kurulu raporuna göre kaza mağdurunun sağ dizüstü modüler protez kullanmasına karar veriliyor. Mağdur, protezini satın alıyor. Ve faturayı sigorta şirketine ibraz ederek bedelinin ödenmesini talep ediyor. .Fatura bedeli,120.000 TL. Sigorta şirketi bir piyasa araştırması yapıyor ve fiyatı pahalı bulup faturayı sigortalıya iade ediyor. Bu gelişme üzerine sigortalı kişi faturayı tedarikçi firmaya geri götürüyor. Tedarikçi firma faturanın aslını geri alarak aynı içerik ile yeniden tanzim ediyor. Bu kez fatura bedeli 69.533 TL . Aynı firma tarafından, aynı aparat için yaklaşık iki ay süre içinde neredeyse iki katına yakın farklı fiyat talep edilmesi, ilgili tazminatlarda hangi büyüklükte haksız kazanç sağlanmak istendiğinin bir örneği. Dedim ya sigortacılar zengin gösteriyor diye, unutmamak gerekir "aptal da değiller". Dürüst sigortalısı için 1.8 milyon TL tazminat ödeyen sigorta şirketi de var. Onlar için şirketlerin "canı feda".
3- 7 Milyon Kişi Acentadan Paket Tur Aldı, Sadece %20'si Zorunlu Sigortalandı
2007 yılında seyahat acentalarına sattıkları paket turlarda zorunlu sigorta uygulaması getirildi. Tüketiciye, poliçesini vermeyen acentanın ruhsatı bile edilecekti. Bugün seyahat eden 7 milyon kişinin sadece 1 milyon 400 bini sigortalanabiliyor.
Yazıya önce, bir okuyucudan aldığım e-postayı sizlerle paylaşarak başlayayım. Konu, seyahat acentalarının sattıkları paket turlarda zorunlu sigorta uygulaması. Hemen belirteyim, bu konuya 2009'un son pazartesi günü, Hürriyet Gazetesi'ndeki yazımda da değinmiştim. Gelelim, okuyucudan aldığım maile. Biraz uzun. Ama dikkatlice okumanızı tavsiye ederim. Yazıyı yazan kişi, emekli bir öğretmen.
" 5-13 Mayıs 2007 tarihinde bir dernek kanalıyla, tur şirketi ile 9 günlük, GAP gezisine katıldım. Geziye katılan 25 kişiye ne gezi öncesi ne de gezi boyunca sigorta konusundan hiç bahsedilmedi ve bir belgede sunulmadı. Kanun yeni yürürlüğe girdiği için, biz de bilinçli değildik. Gezinin 9. günü, dönmemize bir kaç saat kala, Diyarbakır'da bazı ihmaller sonucu kapkaç saldırısına uğradım. Önemli şekilde yaralandım. Tur görevlisi tarafından hiçbir yardım görmeksizin kendi gayretimle evime döndüm ve 14 Mayıs 2007 tarihinde doktora gidebildim.
Birçok tetkikler neticesinde cebimden ücret ödeyerek, tedavime başladım. Durumu tur şirketine ilettim ve bana ilk verdikleri cevap ‘bizi alakadar etmez, biz sizi sigortalı yaptık' oldu.
TÜRSAB ilgilendi
O zaman sigorta poliçem nerede diye sordum. Bana 3 gün sonra faksla bir fotokopi yolladılar. Sigorta şirketine müracaat ettim. Benim sigortamın 13 Mayıs 2007 gecesi saat 00:00 da bittiğini bildirdiler. Bana da çok mantıklı geldi. Tur şirketine tekrar müracaat ettim, muhatabımın onlar olduğunu söyledim. Kabul etmeyerek, hakarete varan davranışlarda bulundular. Kendilerine fiziksel olarak çok mağdur durumda olduğumu bildirdim ve her seferinde geçmiş olsun bile demeden bağırıp çağırdılar.
Son kez kendilerini mahkemeye vereceğimi söyledim ve Tüketici Mahkemesine verdim. 4 duruşma oldu. Avukat tutmadım. Kendim emekli öğretmenim. Bütün savunmalarımı kendim yazıp belgeledim. Her mahkemede asılsız suçlamalarda bulundular. Hepsini belgelerle çürüttüm. Sigortadan para koparmak gibi çok ucuz bir suçlamada dahi bulundular.
Bu arada olayları; ilgili dernek TÜRSAB'a, Turist Rehberleri Odasına ve Turizm Bakanlığına belgelerle sundum. En çok TÜRSAB ilgilendi.
Dava nasıl sonuçlandı
Dört duruşma sonucu dava lehime sonuçlandı. Yargıç, davacı tüketici olarak sigortaya müracaat konusunda hiç bir sorumluluğumun olmadığını, tur şirketinin bu konuda kusurlu olarak ayıplı hizmet verdiği kararına vardı. Belgelerle sabit olan ödemeleri ve talep ettiğim tazminat miktarı çok az olduğu için mahkeme tazminat talebimi kabul etti. Benim kanıma göre Turizm Bakanlığı bu konuda gerekli çabayı göstermemektedir. Bazı acenteler de bu olayı çok hafife almaktadır."
Paket tur sigortası
Evet... Okuyucudan gelen elektronik posta aynen böyle. Şimdi gelelim konunun detayına. 2007 yılında seyahat acentalarına yönelik yeni ve kapsamlı bir kanun yayınlandı. Kanun; acentalara, sattıkları paket turlarda zorunlu sigorta uygulaması getiriyordu.
Peki, neydi bu paket tur sigortası. Seyahat acentaları, Türkiye içinde sattıkları paket turlar için, her nedenle olursa olsun taahhüt ettikleri hizmeti yerine getirememelerine karşın, sigorta yaptıracaklardı. Buna seyahat acentasının iflası da dahildi. Sigortalı da herhangi bir nedenden dolayı mağdur olursa, zararını sigorta şirketinden talep edecekti.
Seyahat acentalarının hepsi istisnasız bu sigortayı yaptırmak ve paket tur satın alan müşteriye de vermek zorundaydı. Kanun gereği seyahat acentalarının zorunlu paket tur sigortası olmadan tüketicilere paket tur satması, hem yasak hem de faaliyet ruhsatının iptal nedeniydi. Uygulama, 13 Nisan 2007 tarihinde başladı.
Suçlu Turizm Bakanlığı
Gelelim bugüne... Aradan yaklaşık üç yıl geçti. Uygulama halen yürürlükte. Yani, bugün de seyahat acentalarının tüketiciye paket turlarda sigorta uygulama zorunluluğu var.
Peki, durum ne? Söylemeye dilim varmıyor ama hem içler acısı hem de kelimenin tam anlamıyla trajikomik.
Geçenlerde TÜRSAB (Türkiye Seyahat Acentaları Birliği) Başkanı Başaran Ulusoy ile konuşuyoruz... Ki, kendisini de paket tur sigortasının bir türlü istenildiği noktaya gelememesinden rahatsız.
Başaran Ulusoy'dan öğrendiğime göre, paket tur alarak, seyahat edenlerin sadece yüzde 20'si zorunlu olan bu sigortaya sahip olmuşlar. Daha açık şöyle anlatayım... Bugün, yaklaşık 7 milyon kişi paket tur satın alarak, seyahate çıkıyor. İşte bu kişilerin sadece bir milyon 400 bini sigortaya sahip olmuş. Daha doğrusu, seyahat acentaları bu kadar sayıda kişiye sigorta yapmış. Geri kalan 5 milyon 600 bin kişi ise zorunlu olmasına karşın sigortasız seyahat etmiş. Oysa bu sigorta zorunlu. Seyahat acentası bir müşteriye paket tur sattığı anda, bu sigortayı da müşteriye vermek zorunda... Bırakın yapmayı, poliçeyi müşterinin eline vermek zorunda. Bunun kaçarı yok. Ama gelin görün ki, acentalar bu zorunluluktan kaçıyorlar. İşte bu noktada ben açıkçası Turizm Bakanlığı'nı suçlu buluyorum. Neden? Kendinin önayak olduğu bu sigortayı takip etmemekle, denetlememekle ve daha da acısı uygulanmasını sağlamamakla.
Paparazi programlarında ‘sigorta yaptırın' dense yeter
Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Başkanı Başaran Ulusoy ,zorunlu paket tur sigortası ile ilgili ilginç yorumlarda bulunarak, şunları söylüyor: "Bu sigorta kanunun öngördüğü bir mecburiyet ve seyahat acentası sigortasını yapacak. Ama olmuyor işte. Sigortada ulaşılan rakamlar ortada. Bir anlamda vatandaşa da bu sigortayı tanıtamadık. Dolayısıyla acentanın karşısına geçip, sigortamı ver demiyor. Oysa, bu sigorta ile vatandaşın gidiş-dönüşü garanti altında. Zorunlu olan sağlık sigortası da yaptırılıyor. Bundan daha iyi koruma olur mu? İnanın, bugün televizyonlardaki o meşhur ve çok izlenen paparazzi programları var ya, onların içinde küçük ‘seyahat sigortasını yaptırın' diye geçirilse, bu bile yeter."
4- Trafik Sigortasında, Şirketlerin Zararı 500 TL
Yıllardır trafik sigortasından zarar eden sigorta şirketlerini, geçen sene uygulamaya giren serbest tarife de kurtaramadı. Şirketler, 1.4 milyar TL prim topladıkları bu branşta, toplam 1.8 milyar lira hasar ödemesiyle karşı karşıyalar.
Sizlere önce sigorta şirketlerinin zarar ettiği bir branştan bahsedeceğim. Sonra da bu zarar hakkında yine şirketlerin kendi görüşlerini aktaracağım.
Zarar edilen branş zorunlu trafik sigortası. Hani, trafikteki tüm araçların yaptırmak zorunda olduğu sigorta... Zorunlu olmasından dolayı da bu sigortanın bir özelliği daha var. O da Türkiye'de en çok satılan sigorta poliçesinin, trafik sigortası olması. Öyle ki, açıklanan son verilere göre 2009 yılının ocak-kasım döneminde toplam sigorta pazarının yüzde 15,6'sı zorunlu trafik sigortasından oluşuyor.
Haliyle diyeceksiniz ki, en çok primin üretildiği, en çok poliçenin satıldığı bir branşta nasıl oluyor da zarar ediliyor. İşin ilginç tarafı da bu zaten. Şunu da hemen belirteyim: Bu zarar, sadece geçen yıla ait de değil. Sigorta şirketleri son yılların hemen hemen tamamında trafik sigortasından zarar ediyorlar.
Gelin isterseniz, zararın boyutuna değinelim. Bunun için de bazı rakamlar vereceğim. Maalesef, bu konuda eldeki son veriler, 2009 yılının eylül ayına ait. Yani, geçen yılın dokuz aylık verileri üzerinden durumu anlatabileceğim.
2009 yılının ocak-eylül döneminde toplam 8 milyon 105 bin 113 adet trafik poliçesi satılmış. Karşılığında da 1 milyar 421 milyon 575 bin TL prim toplanmış. Yine aynı dönemde, şirketlerin trafikte oluşan kazalarda ödedikleri toplam hasar rakamı ise 1 milyon 168 bin 123 TL. Bu, ödenen rakam. Bir de "muallak hasar" var. Yani, gerçekleşmiş, ancak hukuka intikal etmiş ya da halen araştırması sürdüğü için şirketlerin henüz ödemediği ama ödeyeceği hasarlar. Bu rakam da 697 milyon 801 bin TL.
Zararın boyutu büyük
Demek ki, neymiş... Trafik sigortasında alınan toplam prim 1 milyar 421 milyon TL. Ödenmiş ve ödenecek hasar toplamı ise 1 milyar 865 milyon 923 bin TL. Sadece bu haliyle bile zarar tutarı, 444 milyon 349 bin lira. Sadece bu haliyle diyorum. Çünkü, şirketlerin faaliyet giderleri, acente komisyonları gibi, bir sigorta branşına ait genel giderler, bu rakamın içinde değil. Daha açık bir anlatımla... 444 milyon 349 bin TL'lik zarar giydirilmiş değil, çıplak zarar. Her şirkete göre genel gider ve acente komisyonlarının farklı olduğunu hesaba katacak olursak, kaba taslak trafik sigortasındaki zararı 500 milyon TL olarak ele alabiliriz.
Bu konuda sizlerle son bir bilgiyi daha paylaşayım; sonra, sigorta şirketi yöneticilerinin trafik sigortasındaki zararla ilgili görüşlerini paylaşayım.
Trafik sigortasındaki zararın ilginç olan tarafı şu: Malumunuz üzere, trafik sigortasının en temel özelliği, trafikte seyreden araçların bir kaza sırasında üçüncü şahıslara verecekleri zararı karşılamak. Ve kişilerin mağdur duruma düşmesini engellemek. Kişiler deyince de kastımız, bedeni zararlar. Yani ölüm, sakatlık ve tedavi giderleri gibi zararlar.
Hal böyle olunca da trafik sigortasında ödenen hasarın çoğunun bedeni zararlar olması gerekir değil mi? Maalesef değil işte.
Hasarın çoğu maddi
Ödenen toplam 1 milyar 168 milyonluk hasarın 121 milyon 757 bin lirası vefat ve sakatlığı içine alan bedeni zararlardan, 70 milyon 132 bin TL'si de ödenen tedavi giderlerinden oluşuyor. Yani, sigorta şirketleri 191 milyon TL bedeni zararlar için tazminat ödemiş.
Haliyle soracaksınız, geri kalan hasar nereden geliyor diye... Sıkı durun, 976 milyon 233 bin lirası sigorta şirketlerinin ödediği maddi hasarlardan oluşuyor. Özetle, toplam hasarın yüzde 84'üne yakını; şirketlerin, araçlardaki vuruklara, çiziklere ödedikleri hasarlar.
Uzun lafın kısası... Sigorta şirketleri en çok poliçenin satıldığı trafik sigortasında yıllardır zarar ediyorlar. Zararın birçok nedeni var ama en büyük nedeni trafik sigortasının amacının dışına çıkıp, maddi hasarların ödendiği bir sigorta haline gelmesi.
Son olarak şunu da ekleyeyim: Uzun yıllardır trafik sigortasında hem primleri hem de teminatları Hazine belirlerken geçen yıl bu konuda yeni bir düzenlemeye gidildi ve primleri artık sigorta şirketlerinin kendileri belirlemeye başladı. Teminatlar ise eskisi gibi yine Hazine tarafından tespit ediliyor. Bir anlamda trafik sigortasında yarı serbest bir düzen uygulanmaya başladı. Ancak bu durum bile bu branştaki zararı telafi etmedi. Aksine zararın artmasına katkıda bulundu bile diyebiliriz.
Tabii zarara katkıda bulunan bir başka etken de yine geçen sene uygulamaya giren maddi hasarlı kazalarda kaza tespit tutanağı tutulması oldu.
"Tam serbesti ortamı sağlanmalı", Aksigorta Genel Müdürü Uğur Gülen
"Trafik sigortalarında tam serbesti olmayıp Hazine'nin müdahaleleriyle belirlenen eşik prim değerlere göre şekillenmiş, kısmi bir serbestiden söz edilebilir. Bu nedenle mevcut yapı içinde maruz kalınan zararın sadece serbest olmayan bir tarife işleyişine atfedilmesi doğru değildir. Gelişmiş ülkelerdeki zorunlu tarife yapısından serbestiye geçiş süreci incelendiğinde, tam serbesti sonrası piyasa tarafından kısa vadede olmasa da teknik dengenin orta ve uzun dönemde sağlandığı görülmektedir. Baz tarife prim değişikliklerinin bir zaman kısıtına bağlanmadığı, minimum ve maksimum prim limitlerinin olmadığı tam serbesti ortamının sağlanması gerektiğine inanıyoruz. Bu ortam sağlandığında, kurdukları sağlam bilgi işlem altyapısı üzerinde aktüeryal ve istatistiki tekniklerle yapılandırılmış tarifeler ile çalışan sigorta şirketlerinin, sektörü orta ve uzun vadede başabaş seviyesine getireceğine inanmaktayız. Böyle bir uygulama içerisinde limitlerin kademeli olarak yükseltilmesi ve belli bir süre sonra mutlaka Avrupa Birliği standartlarına ve seviyesine getiriliyor olması, ister istemez trafik sigortalarındaki uygulamayı farklılaştıracaktır. Ve önümüzdeki süreçte kasko sigortası bir tamamlayıcı sigorta ve trafik sigortası ise otomobil sigortalarında bir temel sigorta haline gelebilecektir."
"Rekabet, prim artışını engelliyor", Anadolu Sigorta Genel Müdürü Mustafa Su
"Trafik sigortası poliçeleri zorunlu poliçelerdir. Sigorta şirketleri bu branşla ilgili gelen her talebi değerlendirmek zorundadır. Sigorta şirketlerinin riski reddetme hakkı bulunmamaktadır. Ayrıca trafik sigortalarında sigorta şirketlerinin, hizmeti, teminat verilen sigortalıya değil de karşı tarafa vermesi hasar maliyetlerinin kontrol edilmesini güçleştirmektedir. Geçmişte prim tutarlarının, Hazine Müsteşarlığı tarafından belirlenmesi, sigorta şirketlerinin teknik kârlılık rasyoları üzerinde etkili olmasına engel olmaktaydı. Son yıllarda bu branşta zararın eskiye oranla daha da büyümesine neden olarak ise prim artışlarının, limit artışlarındaki oranı karşılamamasını gösterebiliriz. Zararın önüne geçilebilmesi için uygun riske uygun prim verilmesi önemlidir. Serbest tarife, risk primi hesaplamak için sigorta şirketlerine farklı parametreler uygulama şansı verdi. Dolayısıyla serbest tarifeye geçişi olumlu karşılıyoruz. Sektördeki rekabet ortamı, primlerin istenilen seviyeye yükseltilmesine engel teşkil etmektedir. Genel olarak trafik sigortalarındaki zararın önlenmesi için öncelikle risk değerlendirmesinin çok iyi yapılması gerekiyor."
"Kâr edebilecek birikime sahibiz", Aviva Sigorta Genel Müdürü Ertan Fırat
"Trafik sigortasında zararın büyüklüğünde azalma var. Yani, nispi olarak iyileşme var diyebiliriz. Tabii ki, zarar büyüklüğü hâlâ önemli bir rakama tekabül ediyor. Şirketler olarak elimizde bu branşı kârlı bir şekilde yönetebilecek bilgi ve birikim var. Zaten, Sigorta Şirketleri Birliği, tüm sektör trafik datasını baz alarak rehber bir tarifeyi şirketlerin dikkatine hazırlıyor. Eğer bu baz tarifeyi uygulamış olsaydık, sektör olarak kâr ediyor durumda olacaktık. Şirketler, baz tarifeyi referans almakla birlikte ortalama portföyden daha kaliteli portföy yaratabiliriz düşüncesiyle indirimlere gidiyor olabilirler. Ancak, segmentasyona dayalı yönetilmesi gereken bu alan tüm portföy için fiyat indirimlerine konu olursa kâr edebilme şansınız ortadan kalkacaktır. Olan da budur. Denetim organının baz tarifeden sapmaları sorgulaması, bu üründen zarar edildiği halde indirimlerin gerekçesini ve arkasındaki aktüeryal çalışmanın doğruluğuna bakması ve aksi durumda aksiyon alması gerekmektedir."
"Fiyatları artırmak çözüm değil", Liberty Sigorta Genel Müdürü Ragıp Yergin
"Öncelikle 2008-2009 verilerine göre trafik sigortasında bir iyileşme olduğunu söylemek mümkün. Ama ne yazık ki, bu iyileşmede sektörün kullandığı inisiyatifin payı hâlâ yüksek değil. Sektörde rekabet oldukça yoğun bir biçimde devam ediyor. Hazine ise taban fiyat uygulamasıyla dengeleri korumaya çalışıyor. Böyle bir ortamda kârlılık için portföyü iyi analiz edip, segmentasyon yapmak önem kazanıyor. Fiyatları belli bir oranda artırmak çözüm değil. Dolayısıyla hedef müşteriye hak ettiği fiyatlamayı yapmak olmalı. Kötü müşterinin maliyetini, iyi müşteriden çıkarmamalıyız."
5- Sel Teminatı 2010'da Tarım Sigortası Kapsamına Alınıyor
Sel teminatı 2010'da tarım sigortası kapsamına alınıyor Tarım Bakanı Mehdi Eker Avrasya Tarım Fuan'nın açılışında, Devlet Destekli Tarım Sigortası kapsamına sel teminatını ekleme kararı aldıklarını, primin yarısını ödediklerini belirterek çiftçileri sigorta yaptırmaya davet etti. Küresel ısınmanın etkisiyle sel ve su baskınlarının şiddetinin her geçen yıl daha da artma eğilimi gösterdiğini ifade eden Tarsim Genel Müdürü Bülent Bora da Bakanlar Kurulu'nun kararının ardından bu yıl üreticilerin sele karşı tüm bitkisel ürünlerini sigortalatabileceklerinin altını çizdi. Bora, konuyla ilgili teknik altyapı ve istatistiki çalışmaların süratle tamamlandığını belirtti. Doğal afetlerde oluşan zararın tamamını ödemenin mümkün olmadığına da dikkat çeken Bora, "Sel hasarında yüzde 20 muafiyet uygulanacak. Tazminat ödemesi için sigortalı bitkisel ürünlerin yüzde 20'den fazlasının sel nedeniyle zarara uğraması gerekiyor. Bunun nedeni, hem primi ödenebilir kılmak, hem de sistemin sürdürülebilirliğini sağlamak" dedi.
6- 13. IAA Üniversitelerarası Reklan Yarışması - Sigorta Bilinci
Uluslararası Reklamcılık Derneğinin (IAA Türkiye), bu yıl Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği (TSRŞB) işbirliği ile düzenlenen 13. IAA Üniversitelerarası Reklam Yarışmasinın başvurulan sona erdi. TSRŞB ve IAA Türkiye'nin katkılarıyla gerçekleştirilen bu seneki yarışmanın konusu Sigorta Bilinci olarak belirlendi. Yarışmaya, Türkiye genelinden 30 üniversiteden tam 93 takım katılıyor. Genç reklamcılar, takımlarıyla birlikte birinci olmak için uzun soluklu bu maratonda kıyasıya yarışacak. Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği'nin geçtiğimiz yıl yaptırdığı Sigorta Türkiye Tutum ve Davranış Araştırması'nm sonuçlarına dikkat çeken Birlik Yönetim Kurulu Başkanı Hulusi Taşkıran, "Yaptırdığımız araştırmanın en çarpıcı sonuçlarından biri de Türkiye'de halkın sadece yüzde 25'inin sigorta sahibi olduğuydu. Bu sonuçtan hareketle Türkiye'de sigorta sahipliğinin artırılmasını hedefleyen stratejimizle hedef kitlelerimize ulaşmak için uzun soluklu bü tanıtma ve iletişim planı kurguladık. Geleceğimizin garantisi olarak gördüğümüz gençlerimize ulaşmak ve onlara sigorta bilincini aşılamak için IAA ile gerçekleştirdiğimiz bu projenin etkili olacağına inanıyoruz dedi. IAA Global ve IAA Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi Faruk Atasoy da, gençlere sigorta bilincinin mutlaka aşılanması gerektiğini ve reklamın da, birçok sosyal konuda olduğu gibi, bu konuda da önemli bir araç olduğunu belirterek, ''Birliğin, sigorta bilincini arttırma konusundaki faaliyetleri bizi etkiledi. Bu nedenle, bu seneki yarışma konusunu sigorta sektörüne yönelik yapmaya karar verdik. Yarışma, aynı zamanda, öğrencileri gerçek hayattan alınan bir konuyla gerçek iş hayatının zorluklarına hazırlamayı, bütüncül pazarlama iletişimi konusunda farklı deneyimler kazandırmayı amaçlıyor' diye konuştu. Türkiye'nin başlıca üniversitelerinin katılımıyla gerçekleşen yarışmada model reklam ajansı olarak faaliyet gösterecek ve Sigorta Bilinci temalı reklam kampanyasını yürüterek birinci olacak takım, danışman öğretim üyesi ve beş öğrencisiyle birlikte Slovenya'da uluslararası bir etkinliğe gönderilecek ve tüm masrafları ise Türkiye Sigorta ve Reasürans Şüketleri Birliği tarafından karşılanacak.
7- Sigortacılar Kazaları Mobese İle Takip Edecek
Google’da araştırma yaptım, yazılarımdan alıntı yapan birçok internet sitesi var. 2007’de yazdığım "Şimdi sigortacıya kız verme zamanı" başlıklı yazım, "Bankacıyız biz" gibi prestijli bir siteden 23.866 kez okunduğunu gördüm. Diğer taraftan geçenlerde yazdığım "Ben öldükten sonra ev kime kalırsa kalsın" yazım ise UrfaHaber isimli internet sitesi tarafından alıntı yapılmış ve yazı Urfa’nın internet gazetesi sloganı ile oldukça etkin bir mecra olmalı ki, sigorta ile ilgili bir yazı 1200 kez okunmuş. Söylemek istediğim bu köşeden yazdığım yazılarla geniş kitlelere seslenebiliyorum. Dünya Gazetesi’nin 60 bini aşkın okurunun yanı sıra birçok internet sitesinden de binlerce kişiye ulaşabiliyorum. Ve konuyu ilgi ile takip eden birçok okurumun ilginç yorumlarını alıyorum. Burada yazdığım yazıların da kişiler üzerinde bir etkisi olduğuna inanıyorum. Sürekli olarak yazdığım yazıların da kişiler tarafından pek hoş karşılanmasa da ortada bir gerçek de var. Neredeyse her 10 kişiden üçü sigortayı bir zenginleşme aracı olarak görüyor ve suistimale başvuruyor. Ve sigorta şirketleri de bu kişiler nedeniyle herkese çok daha dikkatli davranmak zorunda kalıyor. Özetle kurunun yanında yaş da yanıyor. Suistimal teşebbüsleri ne kadar azalırsa sigorta şirketlerinin tüketicilere yaklaşımının değiştiğini herkes fark edecek diye düşünüyorum.
31.3 milyon TC Kimlik kaydı
Sigorta sektörü Sigorta Bilgi Merkezi ile bu suistimallerin önüne geçmeyi planlıyor. Sigorta Bilgi Merkezi’nde 31.3 milyon kişinin TC Kimlik Bilgileri var. Milyonlarca trafik plaka kaydı, kasko ve trafik sigortası hasar kaydı bulunuyor. Emniyet ile on-line bağlantı söz konusu. Sigorta Bilgi Merkezi Müdürü Mehmet Üst geçtiğimiz hafta toplantıda bu rakamları verdi. Artık birçok olay için Sigorta Bilgi Merkezi’nin kayıtları kullanılıyor. Geçenlerde Adliye’nin avukat odasında internetten Sigorta Bilgi Merkezi’nin internet sitesine girip savunma yapacak bilgilere ulaşan avukatların olduğunu duydum. Yakında bu bilgiye ücret karşılığında ulaşabilecek, belirteyim. Benim buradan dikkat çekmek istediğim konu, sigortalı herkesin, bu merkezden takip edildiği hatta suistimale başvuranların tespit edilip “kara liste”ye alındığını biliyorum.
Yakında bu kişiler açıkları bulunduğunda, adli makamlardan gelen yazılarla kendilerine geleceklerini düşünüyorum. Yol kenarlarındaki EDS kameralarını hiç kimse ciddiye almıyordu. Evlere gelen güvenlik şeridini ihlal ederken ya da kırmızı ışıkta geçtiğinde, çekilmiş yakışıklı foto ile birlikte ceza herkesi kendine getiriyor. Şimdi sigorta şirketleri Emniyet ve Yerel İdareler ile birlikte hareket etmeye başladılar. Bunlardan biri de OBESE kamera sistemi.
Trafik geri geri akıyor
Kaza Tespit Tutanağı uygulaması ile trafik sigortasından karşılanan kazalardaki artış ile sigortacıların zararı da 500 milyon TL’nin üzerine çıkmıştı. Baba oğla, teyze yeğene çarpar oldu. Kazalar kavşaklarda olur bilirken son dönemin moda kaza türü geri geri giderken yaşanan kazalar! Sanırsınız trafikte herkes geri geri gidiyor. Bunun da çözümü bulundu artık. Kara listeye alınan sigortalıların tüm hareketleri izlenecek. Örnek vermek gerekirse, saat 02:30’da Çınar Caddesinde şu plakalı araca vurdum. MOBESE kameralarından kayıtlara bakılacak ve gerçekliği araştırılacak. Bu seferde ara sokaklardaki trafik kazaları artar ama bu sefer o sokaklara giden yolların kayıtlarına bakılıp o saatler arası aracın o civarda seyredip seyretmediği ortaya çıkar. Sigortayı suistimal düşünerek yaptıranlar için çember daralıyor. Böyle olsun ki dürüstler gereksiz sorgulanmasın değil mi?
8- Kobilerde Sigorta Bilinci Artmaya Başladı
Sigorta Şirketleri hazırladıkları paketlerle KOBİ’lerin karşı karşıya olduğu riskleri güvenceye alıyor.
Ülkemizde faaliyet gösteren yaklaşık 2 milyon işletmenin yüzde 90’ını oluşturan KOBİ’lerde sigorta bilinci yavaş yavaş da olsa artarken, büyük kurumsal şirketlerin sigortalanma oranlarının %100’e yakın olmasına rağmen küçük ve orta boy işletmelerde bu oran yine de çok düşük kalıyor. Oysa bu işletmelerin varlıklarını devam ettirmeye yönelik sigorta koruması altında olmalarına duydukları gereksinim çok daha fazla. Yaşanabilecek herhangi bir hasar sonrası işletmelerin yeniden normal faaliyetine dönebilmesi için gereken mali gücün alternatifsiz tek garantisi olarak sigorta koruması öne çıkıyor.
Sigorta Şirketleri ise hazırladıkları paketlerde KOBİ’lerin risklerini güvenceye alıyor. Bu güvenceler arasında işyerinde meydana gelebilecek elektrik, su tesisatı arızaları, çilingir hizmeti, yangın, patlama vb. sebeplerle oluşacak yaralanmalarda acil ambulans hizmeti; su basması, yangın, patlama sonucu oluşacak hasar sebebiyle gerektiği durumlarda işyerinin korunması ve sigortalı seyahatteyken, işyerinde meydana gelen bir hasar sonucu sigortalının işyerine dönüşü masrafları dahi yer alıyor. Sigorta Şirketlerinin sunduğu KOBİ Paketlerinin içinde ayrıca yangın, yıldırım, fırtına, yer kayması, kira kaybı, terör, hırsızlık, kara ve hava taşıtları çarpması, grev lokavt, makine kırılması, sel ve deprem gibi çok çeşitli riskler teminat altına alınırken, işletmede bulunan nakit para ve kıymetli evraklar da aynı şekilde güvencede oluyor.
9- Kirasını Ödeyemeyenlerin İmdadına Sigorta Şirketleri Yetişiyor
İşsiz kalıp da gelir kaybından dolayı ev sahibine kira borcunu ödeyemeyenlerin yardımına sigorta şirketleri koşuyor. Işık ve Anadolu Hayat Emeklilik de kira ödemelerini içeren gelir güvencesi ürününü piyasaya sunmaya hazırlanıyor.
Küresel krizin olumsuz etkileri, krize bağlı olarak işsizlik oranındaki artış ve gelir kaybı en çok da kira ödeyenleri derinden etkiledi. Gelirlerinde azalma yaşayan ve işten atılma korkusu yaşayan kiracıların imdadına şimdi sigorta şirketleri yetişiyor. İşsizlik sigortası türlerinden "kira ödeme" ürününde kiracının işsiz kalması ve ev sahibine kira borcunu ödeyememesi durumunda ödemeyi sigorta şirketi yapıyor.
Sigorta şirketleri kira ödeme ürününü genellikle "gelir güvencesi" ürünü içerisinde sunuyor. Gelir güvencesi ürünü kişilerin gelir kazanma gücünü, işsizlik gibi nedenlerle kaybettikleri noktada devreye girerek kişinin maaşının, çalışıyormuşçasına hesabına yatırılmasını ve kişinin gelir sahibi olmasını sağlıyor. Kişi, hesabına yatan bu parayı da istediği gibi harcıyor, yani kişi bu parayla isterse kirasını ya da faturalarını ödüyor, isterse de alışveriş yapıyor.
Maaşa göre değişiyor
Gelir güvencesi ürününde, ödeme süreleri ve ödenecek tutarlar bireyden bireye ve bireylerin ihtiyacına göre belirleniyor. Ödenecek gelir tutarı, kişinin maaşına bağlı olmak üzere değişiyor. Ancak, uygulamada genellikle bireyin maaşını aşmıyor ve net ve brüt maaşın belli bir yüzdesi şeklinde belirleniyor. Gelir güvencesi ürününde diğer işsizlik sigortası türlerinde olduğu gibi muafiyat ve bekleme sürelere var. Muafiyat süresi, sigortanın başlangıcından sonra sigortalının kapsam dışında tutulduğu süre. Bu süre içerisinde (4-6 ay) oluşan hasar durumunda sigortalı, sigorta sözleşmesi teminat kapsamına alınmıyor. Bekleme süresi ise hasar durumunun oluşmasından sonra başlayan dönemdir. Sigortalı, bekleme süresi dolduktan sonra teminat dahilindeki tazminat ödemelerinden faydalanmaya başlıyor.
Türk sigorta sektöründe işsizlik sigortası konusunda ürün ve hizmet sağlayan başlıca kuruluşlardan Cardif, kira ödeme ürününü, gelir güvencesi ürünü içinde sunuyor. Kişilerin yaşam standartlarını işsizlik durumunda dahi aynı şekilde sürdürebilmelerini sağlayan bu ürüne ilginin oldukça yüksek olduğunu belirten Cardif yetkilileri, 2009 Ekim sonu itibariyle gelir güvencesi ürününde yaklaşık 250 bin poliçe adedine ulaşıldığına dikkat çekiyor.
Deniz Emeklilik'in Genel Müdürü Deniz Yurtseven, Deniz Emeklilik olarak gelir kaybını güvence altına alan ürünleri, 2009'da piyasaya sunduklarını söylüyor. Yurtseven, ürünlerle ilgili şu bilgileri veriyor: "Bunlardan kurtaran ferdi kaza sigortasında tek seferde vefat veya tam maluliyet tazminatı dışında istem dışı işsiz kalmaları veya kaza veya hastalık sonucu hastanede yatmaları durumunda bireye 500, 750, 1000 TL aylık ödeme seçeneği sunuluyor. 4 ay boyunca bu seçeneklerden birisini ödüyoruz. Postane yoluyla satılan kurtaran hayat sigortasında ise 10 bin TL hayat sigortası teminatı veriyoruz. Ayrıca işsizlik için 250 TL ve 500 TL ödeme için iki tane seçenek sunuluyor. Birey sözgelimi 250 TL'lik seçeneği seçerse ayda 10 TL prim ödüyor. İstem dışı işsiz kalması durumunda 4 ay boyunca 250 TL'yi ödüyoruz. Birey, böylece başta kira olmak üzere zorunlu harcamalarını yerine getiriyor."
Işık da hazırlıyor
Gelir güvencesine yönelik çalışma yapan şirketlerden Işık Sigorta'nın, Genel Müdürü Recep Koçak, Işık Sigorta'nın kira işsizlik sigortası ürününü önümüzdeki aylarda piyasaya sunmayı planladığını söylüyor. Reasürans tarafında çalışmaların sürdüğünü belirten Koçak, "Bu üründe gelir kaybına yönelik farklı alternatifler öne çıkarılacak. İşsizlikten dolayı kişinin kira gelirini ödeyememesi de bunlardan birisi. Reasürans çalışması bitince teminat ve şartlar daha netleşmiş olacak" diyor.
Zurich Sigorta CEO'su Ertuğrul Bul da Zurich Sigorta olarak, önümüzdeki dönemde gelir güvencesi, fatura ödeme güvencesi gibi yeni ürünleri piyasaya sunmayı planladıklarını söylüyor. Bu yeni ürünlerle sigortalının hangi sektörde çalıştığına bağlı olarak, istek dışı işsizlik, geçici iş göremezlik gibi teminatları sunmayı planladıklarını belirten Bul, "Örneğin, fatura ödeme güvencesi ürünüyle bankalarda otomatik ödeme talimatı verilmiş olan faturalar için istek dışı işsizlik, geçici iş göremezlik durumlarında fatura ödemelerini güvence altına alıyor olacağız" diyor.
Bu yıl piyasaya çıkacak
Anadolu Hayat Emeklilik Genel Müdür Yardımcısı Afşin Oğuz, gelir güvencesi ürünüyle ilgili çalışmaları olduğunu, ürünü bu yıl piyasaya sunmayı planladıklarını söylüyor. Oğuz, ürünün, bir bireyin kira, doğalgaz, elektrik vs gibi zaruri masraflarının karşılanmasına yönelik olabileceğini, işsiz kalması durumunda kişinin brüt ya da net maaşının belli bir yüzdesinin 6 ay süreyle işsiz kalan sigortalıya ödenmesi şeklinde de dizayn edilebileceğini vurguluyor.
10- Pert Olmuş, Ömrünü Tamamlamış Araçlara Yönelik Yeni Düzenleme Yapıldı
Geçenlerde bir okuyucum, gönderdiği elektronik postada, ilginç bir soru soruyordu. Okuyucum, sigorta şirketlerinin pert olmuş, yani kullanılamayacak hale gelmiş ya da tam hasarlanmış araçları ne yaptıklarını sormuş.
Açıkçası, böyle bir soruyla karşılaşıncaya kadar sigorta şirketlerinin bu gibi araçları ne yaptıklarını hiç merak etmemiştim. Ama duyduğum kadarıyla bunları satışa çıkarıyorlardı. Bazı kişiler de bu araçları alıp, parçalara ayırıyor ve bu parçaları ya kullanıyor ya da satıyorlardı. Bildiğim bu kadarla sınırlıydı. Dediğim gibi pek de merak etmemiştim.
Böyle bir soruyla karşılaşınca birkaç sigortacıya bu soruyu ilettim. Öğrendiklerimi sizinle de paylaşayım.
Ne ilginçtir ki, 2009 yılının son günlerinde bu konuda Çevre ve Orman Bakanlığı bir yönetmelik yayımlamış. Ve bu yönetmelikte "ömrünü tamamlamış araçlar"ın ne yapılacağını anlatmış. Yönetmelikte, bu tür araçları sigorta şirketlerinin ne yapması gerektiğine de detaylı şekilde değinilmiş.
Öncelikle şunu belirteyim: Ömrünü tamamlamış araca kısaca, ÖTA deniyor. Daha doğrusu, bakanlık böyle tanımlamış. Peki, ömrünü tamamlamış araç nedir? Artık, atık haline gelmiş ve parçalanması gereken araç.
Lisanslı depolama alanı
Sigorta şirketlerinin yapması gerekenlere geçmeden, bu tür araçlara sahip kişilerin üzerine düşen görevden biraz bahsedeyim. Yönetmelikte, bu konuda aynen şunlar belirtiliyor: "Araç sahibi, ömrünü tamamlamış aracını ÖTA teslim yerleri, geçici depolama alanları ya da işleme tesislerine teslim etmek ve aracı teslim alandan araca ait onaylı araç kayıttan düşme ve bertaraf formunu almakla yükümlüdür."
Şimdi diyeceksiniz ki, "ÖTA teslim yeri de neresi?" Yönetmelikte bu da açıklanmış. Kayıttan düşme ve bertaraf formu temin edilerek, ömrünü tamamlamış aracın kayıttan düşme işlemlerinin tamamlandığı yerlere ÖTA teslim yeri deniyor.
Gelelim, sigorta şirketlerinin bu araçları ne yapması gerektiğine. Sigorta poliçesi gereğince onarımı ekonomik olarak mümkün olmayıp, tam hasar ile bedeli araç sahibine ödenmiş araçları, lisanslı geçici depolama alanına ya da lisanslı işletme tesisine teslim etmek zorundalar.
Parçalar çöpe atılmayacak
Yine sigorta şirketleri tam hasar halindeki araç için takdir edilen bedel üzerinden ihtilaf olması halinde, aracı bekletmeden lisanslı geçici depolama alanına ya da lisanslı işletme tesisine çektirecekler. Tam hasar kararı verilerek, kayıttan düşürülen araçları ise şirketler, Çevre ve Orman Bakanlığı'na yıllık olarak bildirmekle yükümlüler.
Yönetmelikte araçların yanı sıra araç parçalarına yönelik uygulamalar da anlatılmış. Buna göre sigorta şirketleri, onarım sırasında değiştirilen parçaları lisanslı geçici depolama alanına ya da lisanslı işletme tesislerine teslim etmek durumundalar.
Daha açık bir anlatımla.. Tamirhaneye sigortalı bir araç gittiğinde ve aracın parçaları değiştirildiğinde; eskiden olduğu gibi tamirhane, akşam iş bitiminde değişmiş parçaları en yakınındaki çöp konteynerine atamayacak. Sigorta şirketleri, tamirhanedeki o araca ait değişmiş parçaları alacak ve depolara teslim edecek.
Bu satırları okuyunca haliyle aklınıza şöyle bir soru takılıyordur: Lisanslı depolar ve lisanslı işletmeler neresi?
Araç üreticileri depo kuracak
Yönetmelikte bu konu da belirtilmiş. 2009 yılı sonunda çıkan yönetmeliğe göre artık otomobilleri/parçalarını üretenler ve ithal edenler bu tür depolar kurmakla yükümlü olacaklar. Yönetmelikte ise bu yükümlülük aynen şu şekilde anlatılıyor: "Araçların ve bunların parça ve malzemelerinin üretici, dağıtıcı, ithalatçıları ile ömrünü tamamlamış araçların toplama, sökme, kesme, parçalama, geri kazanma, geri dönüştürme işlemlerinden herhangi birini yapanlar; ömrünü tamamlamış araçlarla araçların bakım ve onarımından kaynaklanan yedek parçaların toplanmasını sağlamak amacıyla araç teslim yerlerini, geçici depolama alanlarını kurarlar."
Avrupalılık bu olsa gerek
Daha bitmedi.. Yönetmelikte, bu işleri yapanların depoları hangi şart ve koşullarda kuracaklarına da yer verilmiş. Ömrünü tamamlamış araç teslim yerlerinin araç yoğunluğuna bağlı olarak yeterli sayıda ve araç sahiplerinin kolaylıkla ulaşabileceği mesafelerde kurulacağının değinildiği yönetmelikte aynen şu maddeler sıralanmış: "ÖTA teslim yeri bulunmayan veya yetersiz olan illerde bu yerler araç üreticileri tarafından oluşturulur. Teslim yerinde on adetten fazla araç bekletilemez ve bekletme süresi altmış günü geçemez. Üreticiler, negatif piyasa değeri olan ömrünü tamamlamış araçları araç sahibinden bir bedel talep etmeden teslim alır."
Evet... Gerek araç sahiplerinin gerek sigorta şirketlerinin kullanılamayacak halde olup, ömrünü tamamlamış araçlar için uygulaması gereken prosedür böyle. Bugün, koskoca İstanbul'da bile sadece iki-üç araç muayene istasyonunun olduğu ortamda, böyle bir yönetmelik ne kadar işlevseldir o tarafını bilemem. Ama yönetmeliği okurken "Avrupalılık bu olsa gerek" diye içimden geçirmedim de değil hani.
11- Rekabet Yüzünden Üç Branşta Zarar Eden Sigorta Şirketlerini Hazine Uyardı
Hazine, piyasayı bozan, şirket mali yapılarını olumsuz etkileyen hususlarda tedbir alınması için sigorta şirketlirene uyarı niteliğinde bir genelge yayınladı. Kasko, sağlık ve trafik sigortalarında adil rekabeti içeren fiyat politikası izlenmesini istedi.
Açıkça söylemek gerekirse, yıllardır süregelen ve ekonomik kriz ile birlikte doruğa ulaşan rekabet nedeniyle, bazı branşlarda şirketlerin ciddi zararlar açıklamalarına birilerinin tepki göstermesini ya da müdahale etmesini bekliyordum. Ama o birileri kim, diye de merak ediyordum.
Şirketlerin olmayacağı kesindi... Çünkü, rekabeti zaten kendileri yapıyorlardı. Patronlar mı... Hiç zannetmiyorum. Farkında olsalar bile, kol kırılır yen içinde kalır misali, ortalara çıkıp ‘bizimkiler zarar ediyor' diyemezlerdi. Belki, sektörün denetim organı olabilirdi. Ama orada da şöyle bir tereddütüm vardı... Serbest piyasa koşullarında rekabet normaldi.
Sonunda beklenen tepki geldi. Hazine Müsteşarlığı, zarar edilen branşlar konusunda geçenlerde sigorta sektörüne yönelik bir genelge yayınladı. Daha açık bir ifade ile, sigorta şirketlerini uyardı. Ve Hazine, bu uyarıyı da şirketlere aynen şu başlıkla duyurdu: " Piyasayı bozan ve şirket mali yapılarını olumsuz etkileyen hususlarda tedbir alınmasına ilişkin genelge."
Bu uyarının içeriğine geçmeden önce, bu noktaya nasıl gelindi ona değineyim. Gerçi tüm sigorta sektörü nasıl gelindiğini çok iyi biliyor ama sigortacılıkla ilgisi olmayan okuyucularım için kısa bir özet yapmakta fayda var.
Kaskoda fiyat rekabeti
Yıllardır sigorta şirketleri, en çok poliçenin satılıp, en çok primin toplandığı, haliyle de sigorta pazarının lokomotif ürünü olan kasko sigortalarında birbirleriyle kıyasıya rekabet ediyorlar. Şirketlerin bu sigorta ürününde verdiği hizmetler de üç aşağı beş yukarı aynı olduğu için rekabetin odak noktasını fiyat oluşturuyor.
Bu nedenden dolayı da toplam sigorta pazarının yüzde 22'sini oluşturan kasko sigortasında sigorta şirketleri topladıkları primlerle, hasarları karşılayamadıklarından zarar ediyorlardı. Zarar ibresi, sadece 2008 yılında kara dönmüştü.
Ancak ekonomik krizin patlak vermesiyle durum değişti. Kriz, otomotiv sektörünü etkileyip, otomotiv satışları neredeyse diplere vurunca, yeni kasko sigortası satılamaz hale geldi. Ve sektörde fiyat rekabeti yeniden başladı. Hem de öyle bir rekabet ki, yeni poliçe girişi olmayınca, şirketler krizde pazar kaybı yaşamamak için birbirlerinden müşteri kapma yarışına girdiler. Özellikle geçen yılın ortalarından sonra fiyat rekabeti, ‘rakip ne fiyat veriyorsa, biz daha da altına düşelim ve müşteriyi kapalım' boyutuna kadar ulaştı. Sonuçta, 2009 yılının açıklanan en son verilerine göre; sigorta şirketleri, kasko sigortasında toplam 210 milyon TL'ye yakın zarar ettiler.
Trafik sigortası zararda
Ekonomik kriz sadece kasko sigortasını değil, zorunlu trafik sigortasını da etkiledi. Ancak trafik sigortasındaki kötü gidiş de kriz kadar bir başka faktör daha rol oynadı. 2008 yılına kadar trafik sigortasında hem primleri hem de teminatları Hazine belirlerken, geçen yıl yeni uygulama ile trafik sigortasında serbest tarifeye geçildi ve primleri sigorta şirketleri serbestçe belirlemeye başladı. İşte bu durum, rekabet edilen branşlara trafik sigortasını da ekledi.
Bir taraftan ekonomik kriz, diğer taraftan fiyat rekabeti, trafik sigortasında 205 milyon TL zarar yarattı.
Bir başka açıdan bakıldığında, toplam sigorta pazarından yüzde 37.25 pay alan kasko ve trafik sigortasından oluşan otomobil sigortalarında; sigorta şirketleri, geçen yılın açıklanan son verilerine göre 415 milyon TL zarar ettiler. Ve bu zararın asıl nedeni ise şirketlerin aralarında yaşadığı fiyat rekabeti oldu.
Sonuç mu... Tüm şirket yöneticileri; bir taraftan, ‘bu gidiş iyi değil' diyerek, aşırı fiyat rekabetinden şikayet ederken, diğer taraftan da pazar kaybetmeme uğruna rekabete tüm hızıyla devam ettiler. Hatta, bırakın şirket yöneticilerini, son dönemde artık şirketlerin Yönetim Kurulu Başkanları bile fiyat rekabetinden şikayetçi açıklamalar yapar hale kadar gelindi.
Hazine'den genelge
Haksız da sayılmazlardı... Çünkü, sektörde kimi şirketlerin portföylerinde kasko ve otomobil sigortalarının ağırlığı oluşturduğunu düşündüğünüzde; bu iki branşta da zarar edildiğini hesaba kattığınızda o zaman iktisadi bir faaliyetten sözetmek pek de mümkün olmuyor.
İşte bu noktada Hazine Müsteşarlığı, şirketlere yönelik uyarı niteliğinde bir genelge yayınladı. "Piyasayı bozan ve şirket mali yapılarını olumsuz etkileyen hususlarda tedbir alınmasına ilişkin genelge"nin girişinde Hazine aynen şu açıklamayı yapıyor: " Ülkemiz sigortacılık sektörü bir yandan son yıllarda ortaya çıkan küresel ekonomik krizin etkilerini gidermeye çalışırken, bir yandan da aşırı rekabet şartları altında faaliyet göstermektedir. Sektörün faaliyetlerini sağlıklı biçimde sürdürebilmesi, ayrıca adil bir rekabet ortamının oluşturulması, şirketlerin sigortacılığın icaplarına ve iyi niyet kurallarına uygun hareket etmelerini sağlamak amacıyla sigorta şirketlerince tedbir alınması gerekli görülmüştür."
Altını çizmekte fayda var... Bu uyarı sektörde zarar edilen üç branş için yayınlandı. Kasko sigorta, trafik sigortası ve sağlık sigortası.
Rekabet adil olsun
Peki, Hazine, ne uyarılarda bulundu? Hemen şunu belirteyim, genelgeyi okudum. Hazine, çok detaya girmeden sadece şirketleri üstü kapalı uyarıyor. Bir anlamda, ‘dikkat edin, gözüm üzerinizde' diyor. Diğer taraftan da rekabetin şirketler üzerindeki olumsuz etkisini de yakından takip edeceğini söylüyor.
Hazine, genelgede otomobil sigortalarına yönelik olarak, "Sigorta şirketleri motorlu taşıt sigortalarında, özellikle trafik ve kasko sigortalarında sürdürülebilir ve adil rekabeti içeren bir fiyat politikası izlemelidirler. Bu çerçevede, özellikle kasko fiyatlamasında ortaya çıkan aşırı düşük fiyat uygulaması ile genelde motorlu taşıt sigortalarındaki yüksek aracı komisyonları uygulamasına gidilmemelidir" diyor.
Sağlık sigortalarında ise; Hazine, üçer aylık dönemler halinde şirketlerden, poliçe sayısı, alınan prim, hasar bilgilerini içerek detaylı rapor istiyor.
Evet... Hazine'nin zarar edilen üç branş için sigorta şirketlerine yönelik yaptıkları uyarı özetle böyle. Bu uyarının ne kadar etkili olup olmadığını zaman gösterecek. Ama şunu belirtmeden geçemeyeceğim. Şirketler arasındaki zarar edercesine süren rekabete artık Hazine bir şekilde el atmış durumda. Peki, bu noktaya gelinmesine gerek var mıydı? Ya da şöyle sorayım... Hazine'nin böyle bir uyarı yapmasına kadar gelinmesi gerekiyor muydu?
HAZİNE, HANGİ KONULARDA UYARDI
- Şirketler; trafik, kasko ve sağlık sigortalarında sürdürülebilir ve adil rekabeti içeren bir fiyat politikası izleyecekler. Tarifeye uygun olmayan fiyatlama yapamayacaklar.
- Kasko sigortasında aşırı düşük fiyat uygulanmayacak.
- Aynı branşlarda yüksek aracı komisyonu verilmeyecek. Piyasada yaygın kullanılan komisyon yüzde 20 ise, yüzde 24'e kadar yükselen komisyonlar normal kabul edilecek. Yukarısı aşırı komisyon sayılacak.
- Şirketler 2010'un Mart ayından itibaren üç ayda bir şirket yönetim kuruluna Hazine'nin uyarılarına uyulup, uyulmadığını rapor edecek.
- Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği (TSRŞB), senede dört kere piyasada yaygın olarak uygulanan komisyon oranlarını belirleyecek ve bunu da Hazine'ye bildirecek.
- Trafik, kasko ve sağlık sigortalarında aşırı yüksek komisyon ödenmesi, aşırı fiyat kırılması gibi durumlar aktif azaltıcı işlemler kabul edilecek.
- Uyarılara dikkat etmeye sigorta şirketlerinin sorumluları hakkında kanuni işlem yapılacak.
12- Haiti Depremi Korkuttu, DASK Poliçeleri %10 Arttı
Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) Yönetim Kurulu Başkanı İdris Serdar, Haiti’de meydana gelen 7 şiddetindeki depremin yarattığı can ve mal kaybının Türkiye’de deprem korkusunu yeniden gündeme getirdiğini açıkladı.
1999’da yaşanan Marmara depreminin üzerinden geçen 10 yılda ülkede deprem tehlikesinin unutulmaya yüz tuttuğunu ve önlemlerin zayıfladığını belirten Serdar, “Ancak son birkaç haftadır gazete ve televizyondan Haiti’de yaşanan acıları izleyen halkımız, ülkemizin deprem gerçeğini yeniden hatırladı ve depreme karşı önlem almak için harekete geçti. Bu dönemde zorunlu deprem sigortası poliçelerinde elde ettiğimiz yaklaşık yüzde 10’luk artış, oluşan farkındalığın en önemli göstergesidir” dedi.
Haiti’nin büyük bir insanlık dramına sahne olduğunu ifade eden Serdar sözlerine şöyle devam etti: “Maalesef acıyı yaşamadan önlem almanın gerekliliğini öğrenemiyoruz. Oysa deprem her zaman siyah beyaz sonuçlar doğurmaz. Can kaybına neden olmayan depremler bile konutlarımızda ciddi hasara yol açabilir. Zorunlu deprem sigortası sadece konutların yıkılması durumunda değil, deprem kaynaklı her türlü hasarda tazminat ödüyor. Depremden sonra hayata devam edebilmek için zorunlu deprem sigortası son derece önemli bir ihtiyaç.”
“Türkiye Haiti olmasın”
Haiti’deki depremde yüz binlerce konutun hasar gördüğünü sözlerine ekleyen Serdar şunları ifade etti: "Karayipler Afet Sigortası Programı (CCRIF – Caribbean Catastrophic Risk Insurance Facility) afet durumunda yerel hükümetlere kısa vadeli likidite sağlamak amacıyla 2007’de Dünya Bankası tarafından oluşturuldu. Ancak Haiti’de sigorta penetrasyonu gayrisafi milli hasılanın sadece yüzde 0,3’ünü oluşturduğundan pek çok konut sahibi yıkılan ya da kısmi zarar gören evleri için tazminat alamayacak. Haiti’deki gibi büyük bir felaketin içine sürüklenmemek için ülkemiz topraklarının yüzde 98’inin aktif deprem kuşakları üzerinde bulunduğunu unutmamalı, konutlarımıza zorunlu deprem sigortası yaptırmalıyız. Kaybolan canları yerine koyamayız ancak zorunlu deprem sigortasıyla kendimizin ya da geride bıraktıklarımızın hayata yeniden başlamasını sağlayabiliriz."
13- Hasar karşılığında artış sigortacılıkta karı düşürecek
Kaynak: Referans
Tarih: 02.02.2010
Sigorta şirketlerinde hasar karşılıklarının hesaplanmasına yönelik uluslar arası standartlar geliyor. Sigortacılara göre yeni uygulama, bazı şirketlerde karlılıkta düşüşe ve bazı branşlardan çekilmeye yol açacak.
Geçen günlerde yayımladığı bir genelgeyle kasko, trafik ve sağlık sigortalarında adil rekabeti içeren fiyat politikası konusunda sigorta şirketlerini uyaran Hazine, sigorta şirketlerinde hasar karşılıklarının hesaplanmasına yönelik olarak da uluslar arası standartlar getiriyor. Hazine Müsteşarlığı, sigorta sektöründe gerçekleşmiş ancak henüz tahakkuk etmemiş hasarları ifade eden “muallak hasarlar” için ayrılacak karşılıkların hesaplanmasına yönelik farklı yöntemler konusunda çalışmalarını hızlandırdı.
İlk çeyrek bilançolara uygulanır
Yeni düzenlemenin, mart ayı sonuna kadar çıkması ve yeni hesaplama yönteminin şirketlerin 2010 yılı ilk 3 aylık mali tablolarında kullanılması bekleniyor. Yeni düzenlemenin bazı şirketlerde karlılık düşüşüne yol açacağını belirten sektör temsilcileri şirketlerin bir kısmının bazı branşlardan çekilmek zorunda kalabileceğine dikkat çekiyor.
Hazine Müsteşarlığı Sigortacılık Genel Müdürlüğü yetkilileri, muallak hasar karşılıklarının hesaplanmasıyla ilgili olarak mart ayı sonuna kadar bir genelge ya da sektör duyurusu yayımlanacağını söylüyor. Muallak hasar karşılıklarının hangi yöntemle hesaplanacağı konusu ise netlik kazanmadı. Sigorta sektöründe halihazırda şirketlerin ayırmış olduğu muallak hasar karşılık tutarının yeterliliğini ölçmek amacıyla aktüeryal zincir merdiven metodunun standart hali (chain ladder) kullanılıyor. Dünyada ayrıca, bunun dışında “Hasar-Prim”, “Frekans-Şiddet”, “Cape-Cod”, “Münich Zinciri” gibi belli başlı birkaç yöntem söz konusu.
Sektör yetkilileri ile yapılacak tartışmalar sonucunda hangi yöntemin uygulanacağı belli olacak. Hazine Müsteşarlığı’nın genel bir çerçeve çizip, muallak hasarlarla ilgili karşılıkların hesaplanmasında uygulanacak yeni yöntemler konusunda sigorta şirketlerini serbest bırakması da güçlü olasılık.
Bu durumda şirketlerin, kendi gerçeklerini daha doğru yansıttığını düşündükleri yöntemlerden birini seçerek bu yöntemi 3 yıl boyunca değiştirmeden uygulaması düşünülüyor. Şirketlere bir geçiş süreci tanınacağı yeni yöntemle bulunacak muallak hasar karşılığının 2010’da yüzde 80’inin, 2. yıl yüzde 90’ının, 3. yıldan itibaren yüzde 100’ünün karşılık olarak ayrılacağı kaydediliyor. Halihazırda muallak hasar karşılıklarının hesaplanmasında kullanılan aktüeryal zincir merdiven metodunda, sigorta şirketlerinin ayırdıkları hasar karşılıklarının hesaplanmasında, “ödenen hasar” datası belirleyici. Bir başka deyişle ödenen hasarların gelişim trendinden yararlanarak, gelecekteki hasarlar tahmin ediliyor.
Mevcut yöntem yetersiz
Ancak uzmanlar, bu yöntemde, büyük miktarda muallak hasar karşılığı bulunan branşlarda, hasarların etkisinin sonuca yeterince yansımadığına dikkat çekiyor. Yeni yöntemin uygulanmasıyla, muallak hasar karşılıkları, “uğranılan” (gerçekleşen) hasar verileri üzerinden hesaplanacak. Ödenen hasarlar, sigorta şirketlerinin ilgili muhasebe dönemi içinde tahakkuk etmiş hasarlarını ifade ediyor.
Uğranılan hasar verileri ise ödenen hasarlara ilaveten şirketin muallak hasar değişimini de kapsıyor. Sigorta sektöründe hayat, hayat dışı ve reasürans şirketleri olarak faaliyet gösteren toplam 57 şirketin 2008’in ilk 9 ayı itibariyle 614.8 milyon TL vergi sonrası bilanço karı (net dönem karı) 2009’un aynı döneminde yüzde 18,6 düşüşle 500.2 milyon TL’ye geriledi.
14-Bilgilendirme formu ateşten topu acentelerin kucağında
Kaynak: Dünya Gazetesi
Tarih: 03.02.2010
Haber: Can Kantar
Bilgilendirme Yönetmeliği yayınlandığında sektör umutlanmıştı. Sigorta yaptıracak kişi sigorta sözleşmesini imzalamadan önce kendisine verilen ve kısa öz bilgiler içeren bilgilendirme formunu okuyup imzalayacaktı. Ve böylece tüketici ne aldığını bilecekti ve daha az sorun yaşanacaktı. Bu yönetmelik yayımlanmadan önce Hazine Müsteşarlığı Sigortacılık Genel Müdürü Ahmet Genç ile yaptığımız bir görüşme sırasında kendisi "Can Bey, sigortalıyı bilgilendirmek için kısa ve oz bilgilerin yer alacağı A-4'ün yansı kadar, arkalı ön’lü hatta her branşa farklı renklerde hazırlanmış bilgilendirme formları hazırlatacağız şirketlere, bunun için hazırlık yapıyoruz" demişti. Çıkış noktası buydu gerçekten, ama ne olduysa oldu, belki puntolar büyüdü ama yine 4-5 sayfalık bilgilendirme formları tüketiciye sunulur oldu.
Sigortalıya sorduğumuzda ilk şikayet "biz sigorta yaptırırken neyi satın aldığımızı bilmiyoruz. Acente ne anlatırsa onunla yetiniyoruz. Karınca duası gibi yazılan ve anlayamadığımız sigortacılık terimleri nedeniyle başımız sonradan ağrıyor" diyorlar. Zaten toplum olarak pek okumayı sevmediğimiz bir başka gerçek. Bir de üzerine böyle bir uzun yazıyı sigorta yaptırana zorla okutursan işte tam bir Çin işkencesi. Bu okunmamış Bilgilendirme Formu'nun önemi hasar anında ortaya çıkıyor. Aralara sıkıştırılmış maddeler nedeniyle tüketici zor durumda kalıyor. Okusa ne olacak? Zaten anlamayacak.
Ben gazeteciyim sigorta sektörü ile yaklaşık 6 senedir iç içeyim, ben bile okusam birçoğundan bir şey anlamam herhalde. En azından tuzaklar varsa göremem bile.
İşin içine imza girdiğinde...
Bunun ile ilgili birçok yazı yazdım yönetmelik çıktığında. Bunların tüketiciler tarafından okunup imzalandığını iddia eden yok sanırım. Okunmadığını Hazine'de, sigorta şirketi de biliyor. Acente ve sigortalı zaten biliyor çünkü imzalatamayan ve imzalamayan da onlar. Yönetmelik bilgilendirme formunun sigortalıya imzalatılması sorumluluğunu sigorta aracılarına yani acentelere veriyor. Sigorta acentesi zaten zor sigorta yaptırıyor birde müşterisinden formun imzalatılmasını istese, sigortalı korkup kaçacak. Zaten kime "şuraya bir imza at" desen bir irkilir.
Acente tarafından bakıldığında bu sorumluluk kucaklarında ateşten top. imzalatmaya çalışsan müşteri kaçacak, imzalatmasan da vatandaşın başına bir şey gelse tüm sorumluluk acentenin üzerinde. Bugüne kadar bununla ilgili bir olayın meydana gelmemesi gerçek bir mucize. Çünkü işin büyük tarafı da var. iş sadece bir otomobil bir ev sigortası değil. Büyük bir kurum sigortalanacaksa, yetkili kişinin formu imzalaması gerekiyor, bu yetkili kişiye ulaşmanın zorluğunu hepimiz tahmin edebiliyoruz Sekreterler bir imza atıp da sonrasında ben atmadım dese ne olacak. Ateşten top acentelerin kucağında.
"Sorumluluk tüketici de olsun"
Geçtiğimiz haftalarda Antalya'da yapılan bir toplantıda Bilgilendirme Yönetmeliği ve acentelerin sorumlulukları gündeme gelmişti. Hazine Müsteşarlığı Sigortacılık Genel Müdürü Ahmet Genç'e bu işte acentelerin sorumluluğunun azaltılması konusunda rica da bulunuldu. Çünkü sistem bu şekilde zaten yürümüyor, izleyiciler arasından bir acente, Bilgilendirme Formu'nun okunup imzalanması sorumluluğunu tüketicilere verilmesi konusunda bir öneriyi de gündeme getirdi. Yaklaşım şöyle "Sorumluluk vatandaşın üzerinde olursa mecburen okuyup imzalar" diye düşünülüyor. Okumazsa ve imzalamazsa da sorun yaşadığında bir hak iddia edemeyecek olması tüketiciyi zorlar mı? Bilemiyoruz. Zaten sigorta tüketicisi için sigorta yaptırmak mayın tarlasında dolaşmak gibi bir de üstüne böyle bir şey yapmak ne gibi sonuç verir bilemem. Burada tüketicinin tek şansı kalıyor sabırlı ve güvenilir bir sigorta acentesi ile çalışmak.
15- Sigortalı ile sigortacı uyuşamadı 167 kişi tahkime şikayet etti
Kaynak: Referans
Tarih: 05.02.2010
Haber: Noyan Doğan
Sigortalı ile sigortacı uyuşamadı 167 kişi tahkime şikâyet etti sigorta Tahkim Komisyonu'na dört aylık sürede 167 şikâyet geldi. sigorta Tahkim Komisyonu Müdürü Metin Karacan, müracaatların 67'sinin kasko, 63'ünün de trafik sigortasından kaynaklandığını söyledi.
Son dönemde, bu köşede sıkça sizlere yeni kurulan sigorta Tahkim Komisyonu'ndan bahsediyorum. Bahsediyorum ve bahsedeceğim de... Çünkü bana göre bugüne kadar sigortacılıkta atılmış en önemli adımlardan bir tanesi. Bu sayede sigortalı ile sigorta şirketi arasındaki uyuşmazlıklar nedeniyle mahkemelerde yıllardır süren davalar, sigorta Tahkim Komisyonunun kurulmasıyla artık son buluyor. Neden? Komisyon, en geç dört ay gibi bir sürede kendisine yapılan uyuşmazlık müracaatlarını çözmek zorunda olduğu için.
Temel sorun şu ki; sigorta Tahkim Komisyonu, 2009 Ağustos ayında kurulup faaliyete geçmesine rağmen, vatandaşlar tarafından bilinmiyor. İşte o yüzden bu köşede bugüne kadar bahsettim, bundan sonra da bahsetmeye devam edeceğim. Ta ki tanınana ve sigortalılar tarafından kullanılana kadar.
Geçenlerde sigorta Tahkim Komisyonu Müdürü Metin Karacan ile sohbet ediyoruz. Öğrendiğime göre, bugüne kadar komisyona 167 şikâyet gelmiş. Bugüne kadar dediğim de yaklaşık dört buçuk aylık sürede. Metin Karacan, 167 şikâyetin 6 tanesinin hayat sigortalan ile ilgili olduğunu; geri kalan l6l şikâyetin 67'sinin kasko sigortasından, 63'ünün de trafik sigortasından kaynaklandığını söylüyor. Bunların dışında kalan şikâyetlerin ise yangın, sel gibi diğer sigorta branşlarına ait olduğunu belirtiyor. Görünen o ki şikâyetlerin yüzde 80'inine yakını otomobil sigortalarından oluşuyor.
Poliçeyi okumuyorlar
Sohbetimiz sırasında Metin Karacan'a, şikâyetlerin içeriğini de soruyorum... Hayat sigortalan ile ilgili şikâyetlerin ağırlıklı olarak sağlık sigortasından kaynaklandığını ifade ediyor Karacan ve "Hayat şirketlerinin bazıları sağlık poliçesi de satıyor. Şikâyetlerin çoğu buradan geliyor. Mesela sigortalı ödemesini eksik almış veya hiç alamamış... O nedenle de bize müracaat etmiş" diyor.
Metin Karacan, ağırlıklı şikâyetlerin hayat dışı branşlardan geldiğine dikkat çekiyor ve şunları söylüyor:
"161 dosyanın 135'inde tazminatın hiç ödenmediğini gördük. 32 şikâyet dosyasında ise tazminat eksik ödenmiş. Tabii bunlar sigortalıların itirazları;. Dosyalan inceledikçe görüyoruz ki sigortalılar, sigorta satın alırken ne teminat aldıklarını bilmiyor. Sorun da buradan kaynaklanıyor. Her ne kadar Bilgilendirme Yönetmeliği çerçevesinde sigortalılar bilgilendiriliyorsa da kişilerin poliçeleri okumadıklarını düşünüyorum. Bazı şikâyetler var ki poliçede öyle bir teminat yok ama sigortalı yine de alacakmış gibi bize şikâyet ediyor."
Hakemler ne karar aldı
Metin Karacan'dan, 167 şikâyetin 5 tanesini sonuçlandırıp mahkemeye gönderdiklerini öğreniyorum. Bilindiği gibi Tahkim Komisyonu, kendisine yapılan şikâyetle ilgili vardığı sonucu, ilgili ticaret mahkemesine gönderiyor... Mahkeme, taraflara tebliğ ediyor. Ve bu tebliğe de tarafların uyma mecburiyeti var. Uymama durumunda konu icraya kadar gidebiliyor. Metin Karacan, altı tane dosyanın da sonuçlandırılıp mahkemeye gönderileceğini vurguluyor.
İşte bu noktada merak ettiğim konu, sonuçlandırılan bu 11 dosyada sigorta Tahkim Komisyonu'na bağlı sigorta Hakemlerinin ne karar verdiği. Metin Karacan, 5 şikâyet dosyasının kısmi kabul ile sonuçlandığını, bir tanesinde ise sigortalının istediği rakama onay verildiğini açıklıyor.
Herkes internetten okuyacak
Haliyle, kısmi kabul ile ne kastedildiğini merak ediyorsunuz. Nitekim merak ettim ve sordum... " sigorta şirketinin teklif ettiği tutarla, sigortalının istediği tutar arasındaki rakama biz kısmi kabul diyoruz.
Hakemlerimiz 5 şikâyet dosyasında böyle bir karar vermiş" diyerek başlıyor anlatmaya Karacan ve şöyle devam ediyor: "Mesela, sigorta şirketi 12 bin TL hasar vermiş sigortalıya... Oysa sigortalı 15 bin TL istiyor. Şikâyet de bize gelmiş. Böyle durumdaki 5 şikâyete hakemlerimiz, misal 13 bin 500 TL ödenmesi gerekir şeklinde kararı vermiş. Buna kısmi kabul diyoruz." Metin Karacan'ın bu açıklaması bende, her iki tarafı da idare edelim tarzında bir yaklaşım sergilendiği inancı uyandırdı. Bunu da Karacan ile paylaştım. Metin Karacan, bu kararların kusur oranlarına bağlı olarak ortaya çıkan sonuçlar olduğunu belirterek, "Biz yakında bu kararlan internet ortamında da yayımlayacağız. Belirli bir büyüklüğe ulaşmasını bekliyoruz. Bunları yayımladığımızda herkes okuyacak. Hiçbir kararda orta yolu bulalım şeklinde bir yaklaşım sergilenmemiştir. Hepsi gerekçeleriyle ortaya konmuştur" diyor.
Metin Karacan ile sohbetimiz böyle. Dört aydan biraz fazla bir zamanda Tahkim Komisyonu'na yapılan müracaat sayısı 167'ye ulaşmış. Aslında fena bir gelişme değil. Ben inanıyorum, bu uygulama tanınmaya başlandıkça başvuru sayısı artacak. Böylece hem sigorta uyuşmazlıkları uzun yıllar sürmeyecek hem mahkemelerin iş yükü hafifleyecek hem de sigorta sistemine olan güven artacak.
DAYISININ, AMCASİNİN ÂDINA MÜRACÂAT EDEN BİLE VAR:
Sigorta Tahkim Komisyonu Müdürü Metin Karacan, bugüne kadar komisyona yapılan şikâyetlere istinaden, gördükleri eksikliklere değinerek, bazı uyarılarda bulunuyor: "Öncelikle sigortalıların kendi sigorta şirketlerine yazılı olarak başvurmaları gerekiyor. 0 başvuru olmadan, biz şikâyet başvurusunu kabul edemiyoruz. Başvuru formunda da ne talep ettiklerini, mutlaka tutar olarak belirtmeliler. Bazen, ben zarar gördüm, tazminatımın ödenmesi' gibi başvurular oluyor. Bu kararlar, hukuksal bir sonuç doğuracağı için tutarın ne olduğunun mutlaka belirtilmesi şart. Bir de başvuruyu yapanın mutlaka kendisi olması gerekiyor. Daha doğrusu poliçe kimin adınaysa, onun bize müracaat etmesi lazım. Şunu görüyoruz; kişi, dayısının, amcasının adına bize başvuruda bulunuyor. Kişinin ya kendisi ya da vekil aracılığıyla gelmesi gerekir. Burası bir şikâyet mercii değil, mutlaka menfaatleri olan kişinin başvurması gerekir."
16- Sigortacılar hasar sorgulaması başlattı ikinci el oto pazarı karıştı
Kaynak: HÜRRİYET
Tarih: 08.02.2010
Sigorta Bilgi Merkezi’nin, cep telefonu ile araçların hasar geçmişini sorgulama uygulaması, bazı kesimlerin tepkisini çekti. İnternet üzerinde yapılan satışlarda da araç plakaları kapatılmaya başlandı. Bilgi Merkezi Müdürü Mehmet Üst, hasarlı araçları hasarsız diyerek satanların uygulamadan rahatsız olduğunu söyledi.
SİGORTA Bilgi Merkezi’nin başlattığı plaka yazarak, cep telefonundan kısa mesajla araç hasar geçmişi sorgulama uygulaması, ikinci el otomobil pazarını karıştırdı. Yeni uygulama ile ikinci el piyasada hasarlı araçları, hasarsız diye satmaya çalışanlar Sigorta Bilgi Merkezi’ne tehditler yağdırırken, internet üzerinden yapılan satışlarda ise araçların plakaları kapatılmaya başlandı. Sigorta Bilgi Merkezi Genel Müdürü Mehmet Üst, ikinci el piyasada yılda 3 milyonun civarında aracın el değiştirdiğini belirterek, değişim sırasında birçok kişinin hasarlı araç alımından dolayı mağdur olduğunu söyledi. Hasarsız diye hasarlı araç satışının yaygın olduğunu ifade eden Üst, “Bu mağduriyeti önlemek için geçen yılın ağustos ayında hasar geçmişi sorgulama uygulamasını başlattık. Plaka numarası yazılıp, 5664’e gönderildiğinde o aracın geçmişteki tüm hasar bilgileri, rakamları ve tarihleri ile birlikte cep telefonuna anında geliyor” dedi.
Günde 2500 SMS geliyor
Mehmet Üst, Ağustos ayından bu yana toplam 431 bin kişinin SMS aracılığı ile araç sorgusu yaptığına ve günlük ortalama 2 bin 500 SMS aldıklarına dikkat çekti. Mehmet Üst, uygulamanın Turkcell ile başladığını birkaç gün içinde önce Vodafone’un, ardından da Avea’nın devreye gireceğini ifade ederek, tüm operatörler için SMS numarasının aynı olacağını kaydetti.
Mehmet Üst, bu uygulamanın bazı kesimleri rahatsız ettiğini de vurgulayarak, “İkinci el piyasada hasarlı araçları hasarsız diye satıp, bundan ciddi gelir elde eden kesimler var. Öncelikle bunlar çok rahatsız oldular ve bizi sürekli tehdit ediyorlar. Bir de, internet üzerinden yapılan satışlarda aracın resmi ile birlikte plakası da görülüyor. Hasarsız diye yazıyor ama alıcılar plakayı girip, sorgulama yaptıklarında o aracın hasarlı olduğunu öğreniyorlar. Bu da ilan verenleri rahatsız ediyor. Şimdilerde dikkat ediyoruz, artık verilen ilanlarda plakaların üzeri kapatılmaya başlandı” diye konuştu.
100 araçtan 30’u hasarlı
Mehmet Üst, traktör ve motosikletlerin dışında trafikteki tüm araçların Sigorta Bilgi Merkezi’ne kayıtlı olduğunu da belirterek, şunları söyledi: “Trafiğe kayıtlı 14.5 milyon araç var. Bunun 3 milyonu traktör ve motosiklet. Geri kalan 11.5 milyon araç otomatik trafik sigortası yaptırdığından bizde kayıtlı. Bunların hasar bilgileri de aynı zamanda mevcut. Trafikteki 100 araçtan 25’i de kasko sigortası yaptırdığından bunların da hasar bilgileri var. Dolayısıyla araçların yüzde 93’ü hasar geçmişleri ile bizde kayıtlılar.” Mehmet Üst, Sigorta Bilgi Merkezi verilerine göre trafiğe kayıtlı 11.5 milyon otomobilin yüzde 30’unun hasarlı olduğuna da dikkat çekerek, “Oransal olarak baktığımızda trafikteki 100 araçtan 30’u mutlaka hasarlı” dedi.
Sıfır diye satıyorlar
SİGORTA Bilgi Merkezi Müdürü Mehmet Üst, ikinci el otomobil pazarında kullanılamayacak hale gelmiş, pert araçların sıfır niyetine satıldığını belirterek, şunları söylüyor: “Aracın sigorta değeri 100 bin TL ise ve o araçta 50 bin TL’lik hasar varsa, sigorta şirketleri buna ticari pert derler. Araç yürüyebilir, tamir edilip, piyasaya çıkabilir. Bir de ağır hasarlı, hurdaya ayrılacak pert araçlar vardır. Bunları piyasaya sürüp, sıfır diye satanları tespit ettik. Bu da genellikle lüks araçlarda oluyor. Aynı model araçlardan bir tanesi önden, diğeri de arkadan ağır hasar almış. Lazerle veya çok özel tekniklerle bu araçları ikiye bölüyor, hangi taraf sağlamsa bunları birleştirip, satıyorlar. Bu vakalar çok ciddi var. Bu araçlar lüks olduklarından mutlaka sigortalılar. Kasko ya da trafik sigortası olmaması mümkün değil. Sigortadan da hasarı alınmıştır. Yani, bize kayıtlıdırlar. Sorgu yapıldığında bu araçların biz pert olup olmadığının bilgisini SMS aracılığı ile veriyoruz.”
Pazarda fazla büyük şirket var
ERGO İsviçre Şirketler Grubu CEO’su Akın Kozanoğlu, sigorta sektöründe fazla sayıda şirketin faaliyet gösterdiğini belirterek, önümüzdeki dönemde konsolidasyon olabileceğini savundu. Ergo İsviçre Şirketler Grubu CEO’su Akın Kozanoğlu, sigorta sektörünün 2009 yılında kriz ile birlikte son 5-10 yılın en karsız yılını yaşadığını söyledi. Akın Kozanoğlu, sektörde karlılığın çok aşağılara indiğini, bunun da tek nedeninin sadece kriz olmadığını belirterek, “Karsızlığın iki nedeni var. Birincisi, piyasadaki rekabet. Piyasaya, büyümeyi öne alan bazı oyuncular girdi. Bunlar, kardan ziyade büyümeyi ön plana alan oyuncular. Bunların getirdiği rekabet ve piyasanın da büyümemesi nedeniyle karsızlık oluştu” dedi.
Akın Kozanoğlu, karsızlığın nedenlerinden birinin de karşılıklar olduğunu vurgulayarak, son 3-4 yıldır sigortacıların ayırdıkları karşılıklarda Hazine’nin getirdiği bazı değişikliklerin karlar üzerinde olumsuz etkisi olduğunu kaydetti.
Anadolu Sigorta üretimini artırdı
ANADOLU Sigorta, prim üretimini 2009 yılında, bir önceki yıla göre yüzde 7 artışla 1 milyar 243 milyon TL’ye çıkarttı. Şirket, 2008 yılında da 1 milyar 162 milyon TL üretim gerçekleştirmişti. Anadolu Sigorta Genel Müdürü Mustafa Su, yangın, kaza, mühendislik, sağlık, tarım ve zorunlu deprem sigortası gibi önemli branşlarda prim artışları gerçekleştirdiklerini belirterek, en yüksek prim üretiminin ise, kaza branşında olduğunu söyledi. Mustafa Su, küresel krizin etkilerinin ciddi bir şekilde hissedildiği bir dönemde elde edilen üretim artışının, şirketin gücünü yansıtması bakımından önemli bir gösterge olduğunu kaydetti. Mustafa Su, özellikle altyapı, insan kaynakları ve iletişim alanında gerçekleştirdikleri yatırımlarla kriz süresince olumlu bir çizgi yakaladıklarını ifade ederek, “Bu rakamlar sektörümüzde, krizin etkilerinin azaldığı yolunda önemli bir adım atıldığını da gösteriyor. Şirket olarak hedefimiz, bu performansı, 2010 yılında da sürdürmek” dedi.
Güvence Hesabı tazminat ödeyecek
GÜVENCE Hesabı, geçtiğimiz hafta Ankara’da bir otomobilin çarparak, kaçması sonucu yaşamını yitiren TRT Türk Halk Müziği sanatçısı Sevinç Sarı’nın tüm sağlık giderlerini karşılayacak, ailesine de vefat tazminatı ödeyecek. Güvence Hesabı Müdürü Kadir Küçük, yaptığı açıklamada, plakası tespit edilemeyen araçların verdiği zararların Güvence Hesabı kapsamına girdiğini belirterek, “Hesap, trafik sigortasının işlevini gören bir kurum. Eğer çarpan aracın trafik sigortası olsaydı, sağlık giderleri ile ölüm tazminatını sigorta şirketi karşılayacaktı. Ancak çarpan araç tespit edilemediği için biz devreye giriyoruz” dedi.
17- Krizin etkisi ağır oldu, sektör tarihinde ilk defa iki yıldır üst üste küçüldü
Kaynak:Referans
Tarih: 12.02.2010
Haber: Noyan Doğan
Sigorta Şirketleri Birliği, sektörün 2009 yılı verilerini açıkladı. Toplam 12.4 milyar TL primin üretildiği sigorta pazarı, bir önceki oranla yüzde 0,96 reel küçüldü. 2008 yılında da 10.1 milyar lira prim üretilerek, reel olarak yüzde 3,82 küçülme gerçekleşmişti.
Son yıllarda sürekli enflasyonun üzerinde büyüyen sigorta sektörü, ekonomik krizin etkisiyle iki senedir reel olarak küçülüyor. En son, 99 krizinde daralan sigorta parazı, böylece 10 yıl aradan sonra, bu sefer global krizle birlikte küçülme yaşıyor. Geçenlerde Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği (TSRŞB), sektörün 2009 yılı verilerini yayımladı. Bu veriler ışığında, geçen yıl sigorta şirketleri toplam 12 milyar 435 milyon TL prim üreterek, bir önceki seneye oranla yüzde 5,57 büyüme gerçekleştirdiler. Ancak, 2009 yılında Tüketici Fiyatları Endeksi’ndeki (TÜFE) yüzde 6,53’lük yıllık enflasyon ile mukayese edildiğinde, sektörün reel bazda yüzde 0,96 küçüldüğü görüldü.
Kriz hayat dışını vurdu
Aynı şekilde, ekonomik krizin patlak verdiği 2008 yılında da sigorta şirketleri 10 milyar 199 milyon TL prim üreterek, 2007 yılına oranla üretimde yüzde 6,24 artış göstermişlerdi. Ancak bu artış, 2008 yılında TÜFE’deki yüzde 10,06’lık yıllık enflasyona oranlandığında, sektör reel olarak yüzde 3,82 küçülmüştü. TSRŞB’nin 2009 yılı verileri detaylı incelendiğinde ise ortaya ilginç sonuçlar çıkıyor. Yangın, kaza, nakliyat, sağlık, tarım gibi hayat dışı sigorta branşlarının ekonomik krizden daha fazla etkilendiği görülüyor. Nitekim hayat dışı branşlarda sigorta şirketleri toplam 10 milyar 614 milyon TL prim üreterek, 2008 yılına oranla yüzde 4,02 büyüme gerçekleştirdiler. Fakat TÜFE’deki yıllık yüzde 6,53’lük enflasyon ile mukayese edildiğinde, bu branşlar, reel olarak 2.51 küçüldü. Bu da hayat dışı sigorta branşlarının, toplam sigorta pazarından daha fazla küçüldüğünü ortaya koydu.
Hayat sigortası kriz dinlemedi
Geçen yıl hayat sigortaları ise adeta krize meydan okudu. Hayat Sigortası satan şirketler, 2009 yılında toplam 1 milyar 821 milyon TL prim üreterek, bir önceki seneye oranla prim üretimini yüzde 15,57 artırdılar. Enflasyona oranlandığında ise hayat sigortaları yüzde 9,04 reel büyümüş oldu. Daha açık bir anlatımla… 2009 yılında sigorta pazarının daha fazla küçülmesini, bir anlamda hayat sigortalarındaki büyüme kurtardı. Benzer bir gelişim, 2008 yılında da yaşanmıştı. O yıl da hayat dışı sigorta branşları nominal yüzde 6,24 büyümelerine rağmen, reel olarak yüzde 3,82 küçülmüştü. Hayat sigortaları ise nominalde yüzde 18.29, reel bazda da yüzde 8,23 büyümüştü.
En fazla büyüme tarımda
Açıklanan verilere göre, 2009 yılında sigorta branşları içinde fazla büyüme tarım sigortalarında oldu. Şirketler geçen yıl tarım sigortalarında 151.1 milyon TL prim üreterek, bir önceki seneye oranla yüzde yüzde 20,9 büyüme sergilediler. Tarım sigortasından sonra krize meydan okuyan bir diğer branş ise zorunlu deprem sigortası oldu. Toplam 322.6 milyon TL deprem sigortası primi üretilerek, 2008 yılına oranla üretimde yüzde 18,25 büyüme gerçekleştirildi. Krize rağmen büyümenin gerçekleştiği bir başka branş da mühendislik sigortaları oldu. Şirketler bu branşta toplam 623.8 milyon TL prim üreterek, yüzde 16,57 büyüdüler. Geçen yıl nakliyat sigortaları yüzde 9,49 kaza sigortaları yüzde 2,82 ve kredi sigortaları ise yüzde 30,55 oranında küçüldüler.
18- Sigortada organize işler başladı, sahte hasar sayısı arttı
Kaynak: Hürriyet
Tarih: 22.02.2010
Sigortacılar, son dönemde sahte hasarların arttığını belirterek, organize yöntemlerle araçların çarpıştırıldığını, bazı tamir servislerinin çok sayıda otomobil ve motosiklet kazaları düzenlediklerini, hasarlı araç parçaları takılarak, yasal tutanaklar tutulduğunu söylüyor. SİGORTACILIKTA sahte hasar oranı artınca şirketler, sahte hasarla mücadele başlattı. Sigortacılara göre, geçen yıl ödedikleri yaklaşık 5 milyar TL’ye yakın toplam sigorta hasarının yüzde 20’si sahte hasardan oluşuyor. Sektör temsilcileri, ekonomik krizle birlikte sahte hasar oranının daha arttığını belirtiyor. Sektör, özellikle son yıllarda trafik ve kasko sigortasında sahte hasar oranının ciddi boyutlara ulaştığını ve sahtekarlık yapanların organize hale geldiğini vurguluyor.
Sahte hasarla mücadele
Anadolu Sigorta Genel Müdürü Mustafa Su, sigorta teminatı olmayan durumlarda, bir hasar sonrası zarar görenlerin geriye dönük poliçe yaptırma yoluna gittiklerini vurgulayarak, “Malına kasten zarar verenler ve zarar miktarını olduğundan fazla gösterenler ile karşılaşıyoruz. Maalesef, kuralların tam olarak işletilememesi ve sahte hasara maruz kalan şirketlerin çeşitli nedenlerle olayları hukuki zemine taşıyamamaları sahte hasarların artmasına yolaçıyor” dedi.
Mustafa Su, sahte hasar oıranının tam olarak tespit edilmesinin mümkün olmadığını ancak bu oranın yüzde 20 seviyelerinde bulunduğunun tahmin edildiğini kaydetti. Mustafa Su, sektörün sahte hasara yönelik mücadelesine de değinerek, şunları söyledi: “Kendi denetim kadrolarımızı oluşturduk. Ayrıca, Sigorta Şirketleri Birliği bünyesinde kurulan Sigorta Bilgi Merkezi, suiistimal olaylarının önlenmesine yönelik tüm verileri depolayıp şirketlere sunuyor. Sahte hasarın en yoğun yaşandığı trafik sigortasında ise tüm poliçeler Trafik Sigortası Bilgi Merkezi üzerinden online olarak düzenleniyor. Kasko sigortalarına ait hasar verileri de bu Merkez üzerinde toplanıp, bilgi bankası oluşturuluyor.”
Bilerek çarpışıyorlar
Axa Sigorta Şirketleri CEO’su Cemal Ererdi de, trafik sigortası, kasko, yangın sigortaları ile sürekli sakatlık ve yaralanma durumlarında sahte hasarla karşılaştıklarını söyledi. Ererdi, özellikle kaza tespit tutanağı uygulaması ile otomobil sigortalarında sahte hasar miktarlarında ciddi artışlar yaşandığını belirterek, “Kasko sigortası olmayan araçların, anlaşmalı kaza tespit tutanağı senaryosu içerisinde çarpıştırılarak sigorta şirketlerinden tazminat almak en kolay yöntem görülüyor. Sigortanın teminat limitleri nedeniyle de sadece bir araç için alınan tazminat rakamları, 25-30 bin TL düzeylerine çıkmaya başladı” diye konuştu. Cemal Ererdi, kasko sigortalarında özellikle bazı tamir servislerinin organizasyonları ile çok sayıda otomobil ve motosiklet kazaları düzenlediklerini ifade ederek, hasarlı araç parçaları takılarak, yasal tutanaklar tutturulduğunu da vurguladı.
En çok otoda sahtecilik var
ANADOLU Sigorta Genel Müdürü Mustafa Su, sahte hasarlarla ilgili şu açıklamayı yaptı: “Ferdi ya da organize yöntemlerle gerçekleştirilen sahte hasar girişimlerine en yoğun olarak trafik ve kasko branşlarında karşılaşılıyor. Daha sonra önem sırasına göre yangın ve hırsızlık geliyor. Geçen yıl sahte hasar olaylarının en yoğun yaşandığı trafik sigortasında 1.2 milyar TL, kasko sigortasında ise 1.8 milyar TL olmak üzere 3 milyar TL toplam tazminat ödendi. Bunun yüzde 15’inin sahte hasar olduğunu tahmin ediyoruz.”
Krizde birçok işyeri bilerek yakıldı
AXA Sigorta Şirketleri CEO’su Cemal Ererdi ise, sahte hasar oranının yüzde 10’lar seviyesine çıktığını ancak oto sigortalarında bu oranın daha da yüksek olduğunu belirterek, şunları söyledi: “İki-üç yıldır büyük çoğunlukla Güneydoğu bölgelerinde başlayan ve birtakım takip şirketleri tarafından organize edilen, sahte raporlarla sürekli sakatlık tazminatlarında ciddi artışlar var. Ekonomik krizle birlikte sahte yangın hasarlarında da artışlar oldu. Birçok işyeri nedeni bilinmeyen şekilde yakıldı. İtfaiye raporlarının yetersiz olması ve hasar nedenini saptamaktaki güçlük nedeniyle bu şekildeki şüpheli hasarlar da çoğu zaman ödenmek zorunda kalınıyor.”
Vakıf Emeklilik’ten gelire endeksli fon
VAKIF Emeklilik, yeni ürünü “Gelire Endeksli Emeklilik Fonu” nu satışa sundu. Vakıf Emeklilik Genel Müdürü Yusuf Yeşilırmak, faize duyarlı kesime hitap edecek ve gelire endeksli senetlerden oluşan emeklilik yatırım fonunun satışına başladıklarını açıkladı. Yeşilırmak, fonun içeriğini oluşturan gelire endeksli senetlerin getirilerinin, Kamu İktisadi Teşebbüsleri’nden (KİT) elde edilen ve bütçeye aktarılan hasılat paylarına endekslenmesinden oluştuğunu belirterek, “İlgili emeklilik fonu, ülkemizdeki faize duyarlı kesime hitap edecek ve bu kesim de bundan böyle bireysel emeklilik sistemine katılabilecek” dedi.
18- Tutanak ile serbest tarife sektöre yaramadı trafik sigortasında prim, hasarı karşılamadı
Kaynak: Referans
Tarih: 23.02.2010
Haber: Noyan Doğan
Bir taraftan kaza tespit tutanağı ile ödenen hasar rakamı artarken, diğer taraftan serbest tarifenin getirdiği rekabet yüzünden primler düştü ve bugün trafik sigortasında toplanan primlerle hasarlar karşılanamaz hale geldi.
Bugün sigorta şirketlerinin başını en çok ağrıtan branş, herhalde trafik sigortasıdır. Sanırım, böyle bir tespit yanlış olmaz, kimse de itiraz etmez. İkinci bir tespit daha yapayım. Bana göre 2008 yılı, trafik sigortası açısından milattır.
Neden böyle dediğimi sigortacılar çok iyi anladılar ama ben sigortacılığı bilmeyen okuyucular için anlatayım.
2008 yılında iki önemli uygulama başladı. Bunlardan birincisi, maddi hasarlı kazalarda, kaza tespit tutanağı tutulması. Amaç, yol ortasında kaza yapan araçların trafiği felç etmesini önlemekti. Sürücüler, ufak tefek maddi hasarlı kazalarda yolun kenarına araçlarını çekip, efendice aralarında kaza tespit tutanağını dolduracaklardı. Bu tutanakları da sigorta şirketlerine gönderecek ve şirketler de durum tespiti yapıp, hasarları ödeyeceklerdi.
Bu uygulama başladığında, sigorta sektörünün temsilcileri, bunun ne kadar güzel bir uygulama olduğunu ballandıra ballandıra anlatıp faydalarından bahsettiler. Nereden bileceklerdi ki daha iki yıl bile dolmadan, kaza tespit tutanağının sahte hasar oranını artırıp baş ağrıtacağını...
Düşük primler üzerinden rekabet
Nitekim, uygulama başladı ve çok kısa zamanda da tuttu. Neredeyse tüm maddi hasarlı kazalarda, kaza tespit tutanağı düzenlenir hale geldi. Geldi gelmesine de beraberinde bir anda sahte hasarda da patlama yaşandı. Alkollü sürücüler aralarında anlaştı... Araçlar birbiriyle çarpışmış gösterildi... Geri geri gelmek suretiyle yapılan kazalar arttı... "Bu kadarı da olur mu?" denilecek kaza şekilleri bolca başgösterdi. Belli araçlar çarpışmalarda adeta baş aktör haline geldi, yılda onlarca kazaya karıştı... Anlayacağınız, kaza tespit tutanağı sigortadan hasar alma konusunda da iyi tuttu. Gelelim, milat sayılacak ikinci uygulamaya. Yine aynı yıl, trafik sigortası primlerinde serbest tarifeye geçildi. 2007 yılına kadar zorunlu olmasından dolayı bu sigortada, gerek teminatları gerekse de primleri Hazine belirliyordu. Sigortacılar da yıllardır bu durumun trafik sigortasında zarara yol açtığını savunup serbest tarifeye geçilmesini istiyorlardı. 2007 yılında Hazine aldığı bir kararla, trafik sigortasında primleri sigorta şirketlerinin serbestçe belirlemesine izin verdi. Teminatları ise yine Hazine belirlemeye devam etti. Ancak bu durum bir anda trafik sigortası primlerinde şirketler arası rekabete yol açtı.
Teminatlara göre zaten düşük olan primler, durum ve lokasyona göre daha da düştü. Kimi şirketler, zorunlu olmasından dolayı kolay satılan trafik sigortasına ağırlık verdi. Ağırlığın odağını da fiyat rekabetiyle birlikte acente komisyonları oluşturduğu için, trafik sigortasında durum argo tabiri ile sarpa sardı. Öyle bir hale geldi ki... Sektörün en büyük şirketleri bile trafik sigortasında rekabete başladı. Kimi şirket, trafik sigortası satması için acentesine artı komisyon önerirken, zararı ve başının ağrıyacağını gören kimileri ise acentesine trafik sigortası satmaması için neredeyse komisyon önerir oldu.
Üretim % 30 hasar % 61 arttı
Uzun lafın kısası, bir taraftan kaza tespit tutanağı ile ödenen hasar rakamı artarken; diğer taraftan yarı serbest tarifenin getirdiği rekabet yüzünden primler düştü ve bugün trafik sigortasında toplanan primlerle hasarlar karşılanamaz hale geldi. Eskiden de karşılanamıyordu ama aradaki fark ciddi anlamda açıldı.
Nitekim, geçenlerde Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği (TSRŞB) 2009 yılı trafik sigortasına yönelik istatistikleri açıkladı. Gerçekten de durum içler acısı halde. Milat dediğimiz uygulamaların başladığı 2007 sonu ile 2008 ve 2009 yıllarına baktım... Rakamlara çok fazla boğmadan kısaca özetleyeyim. Detayı, zaten tabloda yer alıyor.
2007 yılında şirketler trafik sigortasından 1.5 milyar TL prim üretmişler... 2009 yılında ise prim üretimi 1.9 milyar TL olmuş. Demek ki üretim yüzde 30,40 artmış. Bir de hasara bakalım. 2007 yılında şirketler, trafik sigortasında 1 milyar TL hasar ödemiş. Bu, ödenen hasar toplamı. Meydana gelmiş, şirketlerin henüz ödemedikleri, ancak ileride ödeyecekleri hasarlara karşılık ayırdıkları "muallak hasar" rakamı bunun içine dahil değil.
2009'da ise ödenen hasar rakamı, 1.6 milyar TL olmuş. Yani, hasar yüzde 58,41 artmış. Bunların üzerine bir de muallak hasarı koyduğumuzda durum daha da vahim hale geliyor. Onu da anlatalım. 2007 yılında muallak hasar dahil şirketlerin toplam hasar rakamı 1.4 milyar TL... 2009 yılında ise bu rakam 2.3 milyar TL. Hasardaki artış, yüzde 61,71 olmuş.
Olaya bakın siz... İki yılda prim üretimi yüzde 30,40, hasar rakamı ise yüzde 61,71 artmış. Neredeyse iki katı.
Hasar/prim oranı gittikçe artıyor
Bir de şöyle anlatayım. 2007'de şirketler trafik sigortasından 1.5 milyar TL prim toplamışlar ve karşılığında da muallak hasar dahil toplam hasar rakamı 1.4 milyar TL olmuş. Yani, o dönem alınan prim hem ödenen hasarı hem de muallak hasarı karşılamaya yetmiş. 2009 yılında ise 1.9 milyar TL prim toplamışlar. Ödedikleri toplam hasar 1.6 milyar TL, muallak hasar ise 769 milyon TL olmak üzere; toplam hasar rakamı 2.3 milyar TL olarak gerçekleşiyor. Demek ki neymiş... Alınan primle zar zor ödenen hasarı ancak karşılanabiliyor.
Şimdi gelelim, son tespite. Gerek kaza tespit tutanağı gerekse de serbest prim tarifesi uygulamalarından vazgeçilmeyeceği bir gerçek. Bir başka gerçek de böyle giderse önümüzdeki yıllarda toplanan prim ile ödenen hasar arasındaki fark daha da açılacak. Haliyle şirketlerin trafik sigortasındaki zarar rakamı da büyüyecek. Açıkçası, sektördeki küçük şirketlerin bu duruma uzun süre katlanmaları mümkün değil. Büyük şirketler, belki büyüklüğün getirdiği mali bünye kuvvetliliği ile başka branşlardan, trafik sigortasındaki zararı finanse edebilirler. Ancak bu da mantıklı değil. Elbette, şirketlerin yönetim kurulları bu duruma kısa zamanda itiraz edeceklerdir.
Bu durum uzun süre sürdürülemez
Haliyle diyeceksiniz ki bu durumun önüne geçmek için ne yapmak lazım. Birincisi, kaza tespit tutanağı ile meydana gelen sahte hasarın önüne geçilmeli, ki sektör bu konuda adım attı ve gereken önlemler alınmaya başlanıyor.
İkincisi ve en önemlisi, teminatları bile karşılayamayan üç kuruşluk primler üzerinden rekabet edilmesinin bırakılması lazım. Belki bugün trafik sigortası satarak, hem prim üretimi hem de pazar payı artırılabilir. Ancak beraberinde zararın da arttığı bir gerçek. Dolayısıyla bu, bırakın orta vadeyi, kısa vadede sürdürülebilir bir durum değil. Kimse bozulmasın, alınmasın, gücenmesin ama bu durum adamı koltuğundan eder.